5 Mart 2008 Çarşamba

Bekle Turkiyem Kupa Geliyor

Dün akşam, vakit  geceyarısı geçmiş bugüne girilmiş, dün 21:45 ve bugün 00:30 arasını televizyon karşısında ellerimiz terleyerek, kimimiz penaltıları seyretmenin verdiği stresle, kimimizde olası bir kötü sonucu görmemek için televizyon karşısından ayrılarak geçirdik.

Sonuç, muhteşem.

Fenerbahçe gene güzel şeyler yaptı, yapmaya devam edeceğinin mesajını verdi.

Artık sırada çeyrek final var ve hedef engelleri tek tek aşmak. Umarım gösterilen çabanın neticesi, harcanan kuvvet ile birleşip, güzel sonuçlara ulaşır.

Bekle Turkiyem Kupa Geliyor

 

Dün akşam, vakit  geceyarısı geçmiş bugüne girilmiş, dün 21:45 ve bugün 00:30 arasını televizyon karşısında ellerimiz terleyerek, kimimiz penaltıları seyretmenin verdiği stresle, kimimizde olası bir kötü sonucu görmemek için televizyon karşısından ayrılarak geçirdik.

Sonuç, muhteşem.

Fenerbahçe gene güzel şeyler yaptı, yapmaya devam edeceğinin mesajını verdi.

Artık sırada çeyrek final var ve hedef engelleri tek tek aşmak. Umarım gösterilen çabanın neticesi, harcanan kuvvet ile birleşip, güzel sonuçlara ulaşır.

Not: Kasımpaşa sporun internet sitesinden alınmış resimdir. Gösterdiği destek için tüm Kasımpaşalılara teşekkürler.

17 Şubat 2008 Pazar

Nihayet geldi

Ha geldi ha gelecek derken üç ay geçti. Bahsettiğimiz "kar", evet İstanbul'da arada birde olsa görülen kar bu sabah itibariyle sadece çatılarda değil, yollarda ve arabaların üstünde mevcut. Üç beş tane kartopu yapılacak kalınlıkta kar var etrafta.

Karlı Bahçelievler Biz bekliyoruz kar yağsın, çocuklar kar görsün, kar baraj suları için faydalıdır diye öbür tarafta Türkiye'nin büyük bir bölümü üç aydır kar ile yatıp kar ile kalkıyor.

Dün akşam televizyonda haberlerde gösteriyordu, Muş'taki köye gidebilmek için kar araçları köy yolunu açıyorlar. 10 gün sürüyor yolun açılması. Yol açıldı diyelim eğer bi daha kar yağarsa herşey silbaştan, tekrar açmak için uğraşılıyor. Bu yıl belediye 4. defa yolu açıyormuş. Yol kapalıyken ne sağlık ne eğitim, iki en temel hizmetten marum kalıyor buradaki vatandaşlarımız.

İstanbul'da ise bizler aman kar yağsında görelim diye bekliyoruz. Kar yağıyor, ardından akşam haberlerde kaza yapan araçlar, yokuştan ayağı kayarak düşen insanları seyrederek yorum yapıyoruz.

Kar, bu sene kimimiz için beklenen, pekçok kişi için yeterli oldu zannedersem.

6 Şubat 2008 Çarşamba

Yurt dışı projesi zor mudur ?

Hizmet veren yada müşteri yanında çalışma yapan şirketler yaptıkları işleri genellikle proje kapsamında gerçekleştirmektedir. Bunların tamamı uluslararası kabul görmüş proje standartlarına ve kurallarına göre yapılmasa da sonuca varmak konusunda pek çok tecrübeyi içinde barındırmaktadır.

Türkiye’de proje yapmak zordur. Herkes bilir, çünkü projenin üç temel şartını (zaman, kalite, maliyet) takip etmekten sorumlu olan firma her zaman karşısında kendisiyle aynı amaca yönelmiş kişileri bulamamaktadır. Kimi zaman kapsam genişletilmeye çalışılmakta, kimi zaman proje süresi uzatılmaktadır, pek çok konu eklenebilir. Her durumda sonuç maliyetlere yansımaktadır. Hem hizmeti alan hemde hizmeti veren için sıkıntılı bir süreçtir.

Yurt dışında proje yapıldığı zaman karşılaşılan durum yurt içinde yaşananları kapsamakla birlikte biraz daha farklıdır. Yurt dışı projelerinin gerçekleştirilmesinde başka etkenlerde devreye girmektedir. Bunların en başında ülkedeki kişilerin çalışma kültürlerini görebiliriz.

Bizler projelerde çalışmayı gece geç saatlere kadar kalma, haftasonlarıda gelme, son dakikaya kadar yoğun bir tempoda çalışma olarak algılamaktayız. Yurt dışındaki projelerde sizinle birlikte çalışan yabancılar bu tarzda bir çalışmanın içinde yer almamaktadırlar. Akşam mesai bitiminde çıkmakta, hafta sonları sizlerle birlikte fazla mesai yapmamaktadırlar. Eğer zorla yapılması istenirse de çok kısa bir süre içinde işten ayrılmaktadırlar. Böyle olunca sizde projedeki anahtar kullanıcılarınızdan birini kaybetmiş oluyorsunuz. Çalışma saatleri konusunda çok hassas planlamalar yapılması lazım, proje süreleri oralardaki disipline göre revize edilmesi gerekmektedir.

Genellikle yurt dışı projelerde ortak dil İngilizce olarak seçilir. Ama şöyle bir gerçek vardır. Müşteri proje ekibinde yer alan kişilerin hepsi sizin beklediğiniz İngilizce seviyesinde olamamakta hatta İngilizce bilmemektedirler. Bu durum, ortaya çıkacak sonucun kalitesini direk etkilemektedir. Kesinlikle gidilen ülkenin dilini bilen kişilerin proje ekibinde yer alması, hizmet veren firmanın yaptığı çalışmanın sonuçlarına büyük katkılar sağlayacaktır. Müşteride projenin algılanmasını yüksek seviyeye çıkartacaktır.

Proje ekibinin yurt dışında kalacağı süreler çok önemlidir. Türkiye’de mevcut düzenini kurmuş kişileri uzunca bir süre başka bir coğrafyaya göndermek, farklı yemek türleri, farklı bir iklim, güvenlik sorunları, kimi zaman iyi kimi zaman orta kalite yada ortanın altı otellerde kalmak, zaten zor olan bir proje yapma işini dahada zorlaştırmaktadır. Yukarıda bahsedilen tüm fiziksel zorluklarıda eklediğimizde proje ekiplerinin en fazla 3 haftada çalıştıktan sonra ara vermesi Türkiye’ye gelerek dinlenmelerini sağlamalamak gerekmektedir. Aksi taktirde motivasyon problemleri ortaya çıkmakta, iletişimi direk etkilemekte ve projeye yansımaktadır.

Projenin kapsamında ülke yasal mevzuatına yönelik çalışmalar söz konusu ise, kesinlikle ekibin içerisinde lokal yetkililerin yer alması sağlanmalıdır. Bunun için müşterinin sağlayacağı destek alınmalı yada proje başlamadan ilgili ülkede kaynağın temini konusunda çalışma yapılmalı ve ekibe dahil edilmelidir. Çünkü projedeki diğer süreçler ve iş yapma usulleri çok büyük bir oranda şirket kararları neticesinde şekillenmektedir ama finansal yapı değiştirilemez ve uyulması gereken kuralları barındırmaktadır.

Kısaca, yurt dışı projeler sadece işin yapılması konusunda çabayı kapsamanın yanında ekipte işi yapacak kişilerle ilgili organizasyonları farklı boyutlarda ele almayı gerektirmektedir. Başarıyla tamamlanan projeler, işin moral tarafındaki yapıları güzel işleten yönetimlerle olmaktadır.

22 Ocak 2008 Salı

Kahraman bilgi işlem çalışanları

Üretim yapan firmalar daha az maliyetle ürünlerini ortaya çıkarmak için pekçok konuda iyileştirme faaliyetlerinde bulunmaktadırlar. Bunlar içinde üzerinde en çok konuşulan ve tartışılan konu tedarik zinciri süreçlerinde yapılacak olan çalışmalarını içermektedir.

Genelde bu süreçler dikkate alınırken her zaman için hammadde tedariği, alım süreçleri, alım fiyatları, kalite kontrol bilgileri konuşulmakta. Daha kısa zamanda bu süreç nasıl gerçekleştirilebilir, daha ucuz maliyetlerde nasıl temin edebiliriz diye çalışmalar yapılmaktadır. Yapılan çalışmalar esnasıda akla gelmeyen konu bilgi teknolojileri olarak ortaya çıkmaktadır yada bilgi teknolojileriyle bu sürecin nasıl sağlanacağı sonlara doğru akla gelmektedir. Nede olsa şirket içi kahraman bilgi işlem çalışanları işi halledecektir.

Bilgi işlem departmanına konu, iş bitmiş, süreç belirlenmiş, yapı kurulmuş bir vaziyette gelir. Herşey bittiğine göre artık süreci bilgisayar programlarıyla desteklemek gerekmektedir diye talep gelir. Süreçle ilgili olarak BT tafındaki işlerin ne zamana yapılması gerektiği sorusunu soran BT yöneticisine ise verilen cevap tüm şirketlerde aynıdır. “Ay başında devreye alıyoruz, aslında dün bitmeliydi ama bekleyebiliriz”.

Gelde işin içinden çık. Helebirde yapılması gereken çalışma sadece bir departmanı değil birden çok departmanın süreçlerini kapsayacak genişlikteyse, kolay gelsin yapana.

Bundan sonraki süreç klasik olarak şöyle işler. Bilgi işlem yöneticisi kendisiyle çalışanlar içinden özel bir ekip hazırlar. Bu ekibe güzel bir konuşma yapar. “Şirketin bize ihtiyacı var, bizim yapacaklarımızla bu şirket daha ilerilere gidecek, sizler bu şirketin en önemli kişilerisiniz, biliyorum iş bize geç bildirildi ama ben sizlere güveniyorum, hep beraber bu işinde üstesinden geleceğiz. Hepimize kolay gelsin”.

Artık süreç başlamıştır, önce analiz için işin sahibine gidersiniz anlat bakalım ne istiyorsun diye, gelen cevap sadece üç satırlık bir analiz dökümanı oluşturur, zaten bilgi işlem tüm tüm süreci biliyordur sadece ufak tefek değişiklikler yapılacaktır. Şeklinde bir açıklamadır ama programcının gözleri büyümüştür, çünkü istenen şeyler, kurgulanmış sistemi kökten değiştirecek taleplerdir. Çok fazla direnmek işe yaramaz, istenilen yapılacaktır çünkü bunlar yapılmazsa ortaya çıkacak işin kullanılması mümkün olmayacaktır ifadesi söylenmektedir

Hem zaman kısıtı var, hem analiz çok detay değildir. Yapılması gereken işin çatısı belli ama içindeki kısmın, kurgulanacak işlerin mimarisi tam net değildir. Türkiye’deki eğitim sistemi gerçeğiyle programcılar aslında birer süreç uzmanıdırlar, süreç sahibi kadar süreci bilmektedirler ve neye ihtiyaç olduğunu onlar kadar tahmin edebilmektedirler. Bu nedenle üç satırlık analiz bile yapılacaklar için yeterli olmak zorundadır.

Çalışma başlar, hemen hemen her şirketteki bilgi işlem departmanında olduğu gibi, ışıklar artık çok geç sönmekte yada sabah kadar sönmemektedir. Geceli gündüzlü programlar yazılmaya, çıkan sonuçlar kullanıcılara gösterilmeye başlanır. Kullanıcılarda programın renklerine, tek bir düğmede bütün işleri yapmasına, içeriğindeki aksayan program hatalarına bakarak değişiklik taleplerini iletirler. Tüm düzeltmeler yapılır ve herzaman olduğu gibi beklenen aybaşına uygulama yetiştirilir.

Cuma günü son testleri yapılır ve gerçeklerle karşılaşılır, süreçteki esas önemli ihtiyaç atlanmıştır. Hemen anlizi yapılır ve geceli gündüzlü haftasonu şirkette kalarak tüm değişiklikler ve istekler gerçekleştirilir, pazartesi günü herkesin kullanımına açılır.

Kahraman bilgi işlem çalışanları girdiği savaştan gene bir zaferle çıkmıştır. Yöneticinin yaptığı konuşmadaki gibi kendilerine duyulan güvenin karşılığını vermişlerdir.

Yukarıda anlatmatya çalıştığım süreç genelde şirketlerde yürüyen düzeni göstermektedir. Aslında bakılırsa tüm yapılanlar, analiz, tasarım, geliştirme/uyarlama, test, entegrasyon testi ve canlı kullanıma geçiş aşamalaradır. İster uygulama geliştirme çalışması olsun, ister şirket içi başka bir sürecin kurgulanması olsun yapılanlar ana başlıklarıyla bunlarla birebir örtüşmektedir.

Sonuçta, tüm işler yapılıyor ama belirli bir disiplin altında olmadan gerçekleştirildiği için ortaya çıkan yapı başlangıçta yola çıkılan ihtiyaçlarla örtüşmüyor. Proje yönetimi şirketlerin hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak kurgulandığı zaman, geceli gündüzlü çalışmalar azalıyor, ihtiyaçlar tam ortaya konulduğu için beklenti netleşiyor, herşey dökümante olduğu için gelecek dönemlere ait kayıtlar bırakılabiliyor. En önemlisi proje başarıyla tamamlandığı için herkes kahraman oluyor.

9 Ocak 2008 Çarşamba

Bilgi Teknolojileri hayatımızın bir parçasıdır.

Günümüzde bilgi teknolojilerinin kullanım alanına baktığımızda artık hayatın her noktasında bizlerle birlikte yer aldığını çok rahat görebiliyoruz. Özellikle iletişim konusunda teknolojilerin bize sunduğu imkanlar uzakları yakın etmekte inanılmaz imkanlar sunmaktadır.

Çok uzak değil 90’lı yılların başında PC’lerin kullanımının hızla artmasıyla birlikte, öncelike iş hayatında başlayan bilgisayar kullanımı hemen ardından evlerde kişisel ihtiyaçları karşılamaya yönelik olarak artış gösterdi.

İlk dönemlerinde bilgisayar sahibi olmak ağırlıklı olarak bireysel oyun oynamakla eşdeğer görülüyordu. Hatta aileler çocuklarına “oyun oynamayacaksan bilgisayar alayım” diyordu ama oyun dışında hangi amaçla kullanacağı söylenmiyordu. Aslında gizli bir amaç vardı, derslerinde yardımcı olması. Tabiki bilgisayar içinde program olmadan herhangi bir amaça hizmet etmiyor, yazılımların gelişmesi bu talebe bağlı olarak hızla artmaya başladı.

İlk dönemlerde bilgisayarın iş hayatında olması, buradaki kontrolün sadece bilgi işlem departmanında olması, çoğunlukla merkezi uygulamaların şirkete özel olarak geliştirilmesi ve bunu yapacak olan insanların sayısının az olması, bilgi işlem departmanlarında çalışanları özel kişiler durumuna getirmişti. Fakat bu saltanat çok uzun sürmedi, süremedi. Süreç o kadar hızlı ilerlediki 90’ların ortasında internet hayatımıza girdi, insanlar oradan bilgiler edindi, bunları işlerinde kullanmaya başladı ve bilgi işlem departmanlarından daha fazla şey istediler.

Artık çalışanlar kendilerine sunulanla yetinmeyip daha fazlasını talep eder şekle dönüştüler ve bilgi işlem departmanınında bunları sunar hale gelmesini istediler. Paralelinde okullardan yetişen öğrenciler, teknoloji üreticisi, yazılım üreticisi firmaların açtığı eğitimlere katılanların sayısının artmasıyla artık pekçok kişinin ortak kullandığı bir yapı oluşmaya başladı.

Bizim çok güzel bir atasözümüz olan ‘Bir elin nesi var iki elin sesi var’ ifadesi ve kültürümüzdeki ‘imece’ kelimesinin anlamı aslında BT dünyasında çokça kullanılan Açık Kaynak adı altında birleşti ve bu oluşumlar gittikçe çok taraftar bulmaya başladı. Hele birde Linus Torvelds’in Linux’u herkesin geliştirmesine imkan verecek şekilde lisanslamasıyla birlikte, bu konuda çalışan insanlar yokuşun başından yuvarlanan kartopunun gittikçe büyümesi gibi katlanarak çoğaldı.

Bugün geldiğimiz noktada internet heryerden erişime imkan verecek araçlarla desteklenmekte, kahve içilen salonlardan, hastanelere kadar heryerden erişilebilmekte. İstediğiniz herkonuda açık kaynak koduyla geliştirilmiş uygulamalara erişme ve bunları kullanma hakkında sahipsiniz.

Pekçok uygulama geliştirme platformuna ulaşmak mümkün, bunlarla ilgili eğitimlere ve dökümantasyona hemen sahip olabiliyorsunuz. Aklınızda olan programları geliştirebiliyorsunuz. Kendi sayfanızı internet üzerinden ücretsiz olarak oluşturup, resimlerinizi saklayabileceğiniz ücretsiz hizmetleri alabiliyorsunuz. Kendi televizyon ve müzik yayınızı yapabiliyorsunuz. Tüm bunlara erişmek için illa bir bilgisayara ihtiyacınız yok, cep telefonuyla bile bunları yapabilir duruma geldik.

Evlerde bilgisayarın kullanılmasıyla birlikte, sadece belirli bir yaş grubuna aitmiş gibi görünen bu aletler evde yenidoğan çocuklarla gittikçe öğrenilme yaşı çok çok gerilere gitmeye başladı. Eminimki pekçok evde 3-4 yaşlarında çocuklar aileleriyle birlikte gördüğü bilgisayarı kullanmak için çaba gösteriyor, hatta kullanıyordur. Bu esnada yazılım geliştiricilerde kullanıcı yaşının 3-4 olduğunu düşünerek programlar geliştiriyorlar.

Başlangıçta iş ve oyun arasında gidip gelen kullanıcılar, bugün oyunlarını ve işlerini, yüzlerini hiç görmedikleri dünyanın öbür köşesindeki kişilerle birlikte yürütüyorlar. Elde taşınır cihazlarla (artık bunlara elbilgisayarı yada telefon demek yanlış olur) nerede olursanız olun sevdiklerinizle iletişim kurmanız, onlarla mesajlaşmanız ve yaşadıklarınızı paylaşmanız çok doğal bir hal aldı. Bunları kullanmak, hizmetlerden faydalanmak içinde artık üniversite bitirmenizede gerek kalmadı. Artık program yazanlar sadece bir kaç tuş ile istediğinizi yapacağınız programlar geliştirmeye başladı.

Evet, önceleri sadece iş yerinde belirli bir grup insana hitap eden bilgi teknolojileri artık evlerdeki yeni doğan çocukların ilk tanıştığı oyuncaklar olmaya başladı. Bizlerin bilgisayar ile tanışma yaşı ile bugün gelinen noktayı, bugünün bebeklerinin oyuncak olarak kullandığı bilgisayarın 18 sene sonraki halini kim hayal edebilir.

6 Ocak 2008 Pazar

Cepten blog yazimi

Blog'umla ilgili bir degisiklik yapmak icin internete girmistim, o sirada mobil cihazlardan blog'a icerik yollanabilecegini ve yontemlerini okuyunca bi deneyeyim bakalim dedim.

Bu yaziyi blackberry cihazimdan yazdim ve gonderiyorum.

Artik icerik yazmak icin bilgisayara gerek kalmadi, cep telefonundan bile gonderilebiliyor.

Hadi hayirlisi.

Saygılarımla
Atakan M. Karaman
İş Sistemleri Müdürü

Bu mesaj Blackberry cihazı ıle gönderilmistir.
This message is sent via Blackberry Handheld.


Bu e-posta ve muhtemel eklerinde verilen bilgiler kisiye ozel ve gizlidir. Anadolu Bilisim Hizmetleri A.S. bu mesajin icerigi ve ekleri ile ilgili hicbir hukuki sorumluluk kabul etmez. Yetkili alicilardan degilseniz, bu mesajin herhangi bir sekilde ifsa edilmesi, kullanilmasi, kopyalanmasi, yayilmasi veya mesajda yer alan hususlarla ilgili olarak herhangi bir islem yapilmasi kesinlikle yasaktir. Bu durumda hemen mesajin gondericisini bilgilendiriniz ve mesaji sisteminizden siliniz. Elektronik mesajlar uzerinde yapilmis herhangi bir degisiklik veya sonuclari uzerinde Anadolu Bilisim Hizmetleri A.S.'nin sorumlulugu yoktur. Ayrica, e-posta mesajlarindaki hata ve/veya eksiklikten, virus icermesinden ve bilgisayar sisteminize verebilecegi herhangi bir zarardan Sirket olarak sorumluluk kabul etmeyecegimizi de bildiririz.

This e-mail and any information included within any attached document are private and confidential and intended solely for the addressee. Anadolu Bilisim Hizmetleri A.S. does not accept any legal responsibility for the contents of this message and any attached documents. If you are not the intended addressee, it is forbidden to disclose, use, copy, or forward any information within the message or engage in any activity regarding the contents of this message. In such case please notify the sender and delete the message from your system immediately. Anadolu Bilisim Hizmetleri A.S. also denounces any legal responsibility for any amendments made on the electronic message and the outcome of these amendments, as well as any error and/or defect, virus content and any damage that may be given to your system.

28 Aralık 2007 Cuma

Niye CRM ?

Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM), popülaritesi her geçen gün gittikçe artan, bu konuda yazılımlar geliştirilen, özel uzmanların ve uzmanlıkların oluştuğu, uzmanların kitap yazdığı, danışmanlıkların verildiği, eğitimlerinin olduğu bir alan. Yazılı yada görsel basında hangi konuya hangi reklama bakarsanız bakın sonu CRM ile bağlanıyor. Tüm bu yapılanlar insanda, acaba herşey bizlere daha çok harcama yapmaya iten bir düzenmi diye düşündürmüyor değil.

Bunun cevabı çok açık ve net olarak belli ‘EVET’.

CRM ne zaman popüler olur, şirketlerin üzerinde düşünmeye başladığı bir konu haline gelir derseniz, hemen ilk akla gelen yanıt “müşteri elden gittiği zaman”dır. Bunun sonuçları firmalar için ağır olur. Çünkü müşteri kaybı para kaybı, para kaybı hayatta kalamama nedenidir.

Günümüzde herşey, müşteriyi kaybetmemek, onu elde tutmak, aynı müşteride birden fazla satış gerçekleştirilmesi üzerine kurulu olarak işliyor. Aslında yapılan satıcı ile alıcı arasındaki ilişkiyi sıcak tutmak, her iki tarafında bu ilişkiden fayda sağlayacak ortamı oluşturmaktan ibarettir.

İşin içine ilişki girdimi, müşteri ilişkileri yönetimini sadece alıcı ile satıcı arasında bir husus gibi görmemek lazım, günümüzde bunlar çoklanarak devam etmektedir, Hasta İlişkileri Yönetimi, Çalışan İlişkileri Yönetimi, Tedarikçi İlişkileri Yönetimi vb.. şeklinde artmaktadır. Hepsindeki temel nokta şirket ile bağı olan herkesin mevcut yapsını güçlendirmek daha yakın ilişki içinde bulunmaktır.

CRM’in üstünde durduğu 3 temel unsur vardır, bunlar Satış, Pazarlama ve Servis aktiviteleridir. Bu temel aktiviteleri gerçekleştirirken kullanılan yöntemlerde ise yüzyüze görüşme, internet üzerinden, telefon yada çağrı merkezi üzerinden yada şirketle birlikte çalışan kanal iş ortakları vasıtıyladır. Kapsam olarak baktığımızda her üç parça tüm süreci ifade etmektedir. Pazarlama satış öncesi çalışmaları kampanya yönetimi gibi aktivitleri, satış fiili yapılan satışı, servis ise satış sonrası aktiviteleri, şikayetleri vb.. yapıları içiermektedir.

Yapılan çalışmalar şunu göstermiştirki memnun müşteri herzaman için memnun olduğu yerden tekrar alışveriş yapmakta, yaptığı alışverişin sayısını, sıklığını arttırmakta, hatta en önemlisi başka müşterilerinde gelmesini sağlayacak reklam ve pazarlama aktivitelerinide yapmaktadır. Satınaldığınız arabayı kullanırken onun reklamını yapmak gibi bir durum. Bu sayede dolaylı pazarlama ile firma maliyetlerini azaltabilmektedir.

Kalabalık restoranlarda kimse sıra beklemek istemez ama sıradayken size içecek birşeyler verilirse, atıştırmalıklar ikram edilirse sırada beklemeyi tercih edebilirsiniz, yada kıyafet alma esnasında sizinle birlikte olan kişilere içecek verilirse daha rahat bir şekilde pekçok kıyafeti deneyebilirsiniz. Bu sayede firma aklınızda olmayan bir ürünü görüp alabilme satabilme fırsatını yaratmış oluyor. Yapılan tamamen müşteri ile firma arasında ilişkiyi sıcak tutmaya yöneliktir.

Tüm bu ilişkileri sağlamak ise günümüzde sadece bir yazılımla sağlanabilir olarak algılanmaktadır. Bu yazılımın uygulanması için projeler yapılmakta, yapılan projelerle ilgili başarı ve başarısızlık oranları yayınlanmakta. “Projelerin %50’den fazlası başarısızlıkla sonuçlanmıştır aman dikkat “ şeklinde raporlar yazılmaktadır. Başarısızlığa uğramamak için yapılması gerekenler için danışmanlık almanız gerekmektedir diye bilgilendirmeler yapılmaktır.

ERP projelerinde olduğu gibi CRM projelerindede yapılacak olan çalışmayı Bilgi Teknolojileri projesi olarak ele almak baştan başarısızlığa davetiye çıkarmaya sebep olacaktır. Proje kapsamında yapılacak olan bir yazılımın uyarlanması olduğundan pekçok kişi bunun teknoloji olduğunu, sorumlu olması gereken kişilerin BT çalışanları olmalı kanısını oluşturabilir. İşin aslı bu tarz projeler kesinlikle ve kesinlikle iş projesidir. Çünkü uyarlanacak yazılım, mevcut Müşteri İlişkileri Yöntemlerinin uygulamalarını kayıt altına almaya, bunları inceleyerek analizler yapmaya ve sonuçta alınacak kararlarla satışı arttırmaya yönelik özellikleri barındırmaktadır. Yani araçtır, müşteri ilişkilerini iyileştirmeye yarayacak bir amaç olmamaktadır.

Eskiden ürün yapılır ve bunu satacak müşteri bulunurdu ama gününmüzde müşterinin istediği ürünler yapılıyor. Hatta beğenmiyorsa değiştiriliyor, geliştiriliyor, tekrar onun beğenisine sunuluyor memnun kalırsa satılmaya çalışılıyor.

Sonuç olarak baktığımızda artık şirketlerin merkezlerine müşteri konulmuş durumda ve herşey onun etrafında geliştirilmektedir. Şirketlerin bunun farkına varmasıyla birlikte insanlarda şunu keşfetti ve heryerde bunu kullanıyor “Ben müşteriyim”.

19 Aralık 2007 Çarşamba

ITPro dergisinde yazacağım

2006 Eylül tarihinden 2007 Temmuz ayına kadar Evrim dergisinde Dışkaynak konulu yazılar yazıyordum ve derginin yayın hayatını durdurmasıyla birlikte düzenli yazılarıma ara vermiştim.

Aralık ortasından itibaren ITPro dergisinde yazmaya başlayacağım. 15 günde bir yayınlanan ITPro'daki yazılarımda herhangi bir konu üzerinde değil herhafta değişik başlıklarda yazılar göndereceğim.

Benim içinde zorlu bir tecrübe olacak çünkü eskiden aylık yazıyordum, bu sefer iki haftalık aralıklarla yazılar oluşturacağım, umarım yüzümün akıyla çıkarım.

 

itpro

15 Kasım 2007 Perşembe

10 Kasım 2007

Anıtkabir, bu ülkede özgürüm, geçmişimle gurur duyuyorum, şanlı bir maziye sahibim diyen herkesin gidip görmesi gereken bir yer.

Daha önce gitme fırsatım olmamıştı. Ekim ayında gidelim diye karar alınınca hemen geliyorum dedim ve 10 Kasım sabahı 5.30'da Conrad önünden otobüse bindik ve yola çıktık. Kadıköy evlendirme dairesinin önünden ekibin geri kalanını alıp hareket ettik ve öğlen saat 12:00 gibi Anıtkabire vardık.

Atlamadan söyleyeyim saat 9'u 5 geçe Bolu dağı tünelinden geçtik ve hemen saygı duruşunda bulunmak için otobüsü kenara çektik, tam tünelin çıkışında bir şirket vardı ve onlarda 9:05'de tören için dışarı çıkmışlardı hep beraber saygı duruşunda bulunduk, ardından istiklal marşı söyledik. Çok güzel bir kutlama oldu hem biz hem şirket süperdi olay. 

Ankara'da Anıtkabir inanılmaz kalabalıktı. Atamızı ziyaret etmek için kuyruğa girip beklemek, sırayla içeri girmek zorunda kaldık. İnanılmaz bir görüntü, binlerce insan vardı. Hele Anıtkabir'deki müzenin girişi anababa günü, içeri girmek imkansız.

Biz Atamızı ziyaret ettikten sonra dışarıya çıktığımızda bir manzara vardıki, hem bu ülke vatandaşı olarak gururlanmama sebep oldu hemde bir Fenerbahçeli olarak bir kez daha mutlu oldum. 

Anıtkabir'in avlusunda nereden baksanız 1000 tane Fenerbahçe taraftarı tektip elbisesini giymiş ve Atamızı ziyarete gelmişti. İnsanın görünce göğsü kabarıyor. Katılanların tamamı Üniversiteli Fenerbahçe'lilerdi.

 

Günün geri kalanında ve ertesi gün Ankara'da değişik müzelere gittik, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, tarihe ilgisi olanların kesinlikle görmesi gereken bir yer. Tarih öncesi devirden günümüze kadar, topraklarımızdaki her türlü medeniyete ait bilgiler var.

Tarih öncesi, tarih sonrası kavramını, milattan önce milattan sonra ile karıştırmamak lazım. Tarih yazının bulunmasıyla başlıyor, MÖ 3000 yıllarında yazı bulunuyor.

Etnoğrafya Müzesinin ise, çok fazla övgü düzülecek bir içeriğe sahip olduğunu düşünmüyorum. Atatürk'ün naaşı orada 15 yıl kalmış ama   şuan için pekbir çekiciliği yok.

Mesai saatleri dahilinde gezilmesi gerekiyor.  Hiç müzenin öğlen tatil olduğu görülmüşmüdür. Bu müze öğlen 12:30 - 13:30 arası öğlen tatili nedeniyle kapalı.

 

Güzel ve yoğun geçen iki günün ardından gece İstanbul'a dönüş, epey yorulduk ama deydi. Hele Anıtkabir'i görmek, binlerce insan oradaydı denilen zamanda orada olmak. müthişti.

Herkese tavsiyem, özel günlerde Anıtkabir'i ziyaret etmeleri.

8 Ekim 2007 Pazartesi

İstanbul trafiğine laf etmeyin

Geçen hafta Efes Rusya'daki bir çalışma için Levent ile birlikte Moskova'ya gittik. Daha önce birkaç kez gittiğim için trafik sıkışıklığı konusunda az bi tecrübem vardı.

Havaalanından 17:30 gibi çıktık, bizi almaya araba yollamışlar, bindik arabamıza şöför önde biz arkada yola çıktık. Akşamda Fenerbahçenin Moskova ile maçı var, erken gidersek stada gideriz hayalleriyle yolda ilerliyoruz.

Yol hakkında biraz bilgi vereyim, yol otoban, 6 gidiş 6 geliş, yani bizim yolların tam iki katı.

Seyahat 17:30'da havaalından başladı ve arabadan hiç inmeden akşam 21:00'da otelde bitti. Yani 3 saat 30 dakika biz arabanın içnde otele varmayı bekledik. Şeritlerin tamamı kapalı, yavaş, yavaş, yavaş, yavaş ilerliye ilerliye otelimize geldik. Ne maça gitmesi ilk yarıyı kaçırdık. Otelde ikinci yarıyı seyrettik.

Ertesi gün sabahtan bizi almaya bir araba daha geldi, bu seferde otelden firmaya gideceğiz, süre 1 saat 45 dakika. Sabah trafiği olur böyle şeyler. Akşam yemek için fabrikadan Moskova merkeze gidiş 2 saat.

Artık dönüş zamanı perşembe sabahı şehir dışından (otel biraz dışarıda) gene şehir dışındaki havaalanına gideceğiz, süre 3 saat 45 dakika. tüm bu sürelerde araba içinde oturuyoruz. Allahtan şöför değiliz, bide kullanıyor olsak, cinnet geçirilecek bi yer.

Toplamda 48 saat Moskova'da kaldık, bunun 12 saati araba içinde oturarak ve bir yerden bir yere gitmeye çabalayarak geçti.

Olayın en kötü yanı 6 şeritli trafik tıkanıyor, biz burada 3 şeritli trafikte kalınca bunalıyoruz, 6 şeritli yolda kalmanın insanda yarattığı psikolojiyi düşünürseniz, İstanbul'un gözünü seveyim, kimse trafikten şikayet etmesin.

Evde Beyaz Şarap Yapımı

via IFTTT