Aile Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Fırında kuzu macerası

 

Biraz sonra okuyacaklarınız blogda yazdığım son iki yazıdan sonra biraz ayıp olacak ama ne yapalım artık oldu bir kere.

Her yaz amcam ile kuzu çevirme planları yapardık ama bir türlü kısmet olmadı. Bu senede aynı konu gündeme gelince (aslında amcamın gazı ile) tüm planları yaptık ve gerçekleştirmek için ilk adımları attık.

Öncelikle kuzu işini halletmek gerekiyordu, bunun için Dikili’ye bağlı Salihler köyünden ayarlamalarımızı yaptık. En önemli konu, kuzuyu nasıl pişireceğimizdi. İlk aşamada çevirme yapacaktık fakat 4-5 saat başında durmak, ateşi yakmak ve düzeneği kurmak zor geldi. Bu nedenle sahil kenarındaki taş fırını olan bir restauranta gittik ve anlaştık. Onlar pidelerini taş fırın içinde bir tarafta pişirirken bizim kuzuda yanda pişecekti. Böyle anlaştık ustayla.

Kuzunun içine pilav yapıp koyalım diye düşündük fakat bütün kuzu işi ilk denememiz olacağından başarısız olursak kuzuyuda kaybederiz diye vazgeçtik.

Planımızı, kuzuyu zeytin yağı, tuz ve karabiberle sıvayıp pişirmek olarak netleştirdik.

Ertesi gün sabahtan Migros’a gidip yağ, tuz ve karabiber alırken Erdinç kamyondan indirilen kesilmiş kuzuları gördü ve bizim köyden alıp kestireceğimiz kuzu işi bir anda  hazır, kesilmiş, kilo hesabı ile alınacak kuzuya döndü. Aslında iyide oldu hızlı bir şekilde hallettik.

Sonrasında aldıklarımızla birlikte fırına gittik. Kuzuyu yağladık, baharatladık ve folya kağıtlarına sardık. Herşey bitincede fırının kenarına uzunca bir süre pişmek üzere koyduk.

     

Aradan 6 saat geçti ve fırından kuzuyu aldıktan sonra eve getirdik. Yapılmış olan iç pilavlar, patlıcan salatası, közlenmiş biberler, salata ile masaya getirdik. Bir tabir vardır, “kemiği salladığımızda etler düşüyor” diye, bizim ette bunun aynısını gördüm ve denedim, gerçekten etler düşüyordu. Ayrıca pişmiş olan etin kokusu aynı restaurantlardaki tandır gibi kokuyordu. Koklamaktan yemeğe geç başladık diyebilirim.

   

Bütün olarak pişmiş olan kuzuyu parçalamak çok zormuş. İlk defa yaptığım için pek başarılı olamadım ama bundan sonrakiler için büyük tecrübe kazandım. Kuzu bütün ve pişmiş olduğundan elle parçalamak gerekiyor, arka kısmı ve butlarda et yoğun olduğu için kolay paylaştırıldı fakat boyun ve kaburgaların olduğu yerleri dağıtırken tepside biraz et kaldı. İlk sefer için olur artık o kadar.

Aldığımız kuzu 11 kiloydu ve yemekte çocuklar dahil 20 kişiydik. Herkes istediği kadar et yiyebildi. Bundan sonraki hesaplarda kişi başı 500 gram üzerinden hesap yaparak kuzu temin etmek en uygunu görünüyor.

Yıllardır konuştuğumuz bütün kuzu yapalım macerası beklediğimin çok üstünde başarılı bir performans ve lezzetle bitti. İyiki amcam gazı verdi de aklımızda olan midemizde oldu.

Teşekkürler amca.

15 Mayıs 2012 Salı

007 James Bond Hakkında

Kimse benim diyet yapabileceğime, 12 kilo verebileceğime inanmıyordu. Belki de tahmin edemiyorlardı. Geçen 3 ayın sonunda bu hedefe ulaştım ve şimdi geldiğim kiloyu koruma safhasına geçtim.

İster kilo vermek amacıyla diyelim, ister sağlıklı bir hayat için diyelim, bence diyet yapmak bir programa uymak, programda belirlenmiş hedefe ulaşmak için bir çabadır.

Bu süre zarfında programda değişik zamanlarda farklı yaklaşımlar sergilenebilir. Ben yaşadıklarıma baktığımda bunun bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. En başta doktorunuz ile birlikte belirlediğiniz yere varmak için bir plan yapıyorsunuz ve bunu adımadım uyguluyorsunuz. Her şey yolunda giderse belirlediğiniz zamanda, gitmek istediğiniz yere varıyorsunuz.

Planı yaparken herkese göre farklı bir güzergâh çiziliyor. Belirlenmiş olan hedefe varmak için hangi rotadan gideceğiniz, nerelerde duracağınız, hangi yolu ne kadar zamanda geçmeniz gerektiği baştan doktorunuzla belirliyorsunuz. Burada doktorun rolü, sizin yerel rehberiniz olmak, size yolu tarif etmek ve sizi gözlemleyip, daha iyiye gitmek için yeni öneriler getirmesi ve size bunları anlatması olacaktır.

Bundan sonra maalesef her şey sizde bitiyor. Maalesef diyorum çünkü sizden başka kimse sizin adınıza sizin kilolarınızla başa çıkamaz, sizin gitmek istediğiniz yere ancak siz varabilirsiniz.

Eğer yolda belirlenmiş şekilde ilerliyorsanız sorun yok ama olası gecikmeler ya da geriye gitmelerde rehberiniz size yeni bir yol çiziyor ve tekrar yola düşmenizi sağlıyor. Unutmayın ki her yoldan sapma sonraki noktaya geç gitmenize, hedefe daha uzun zamanda varmanıza sebep oluyor. Varış süresini ne kadar uzatırsanız, yolculuktan sıkılma katsayınız artıyor, heyecanınız azalıyor.

Önerim, rehberinizle çıktığınız yolda, rotanıza ve programınıza sıkı sıkıya bağlı kalın ve belirlediğiniz sürede yolculuğunuzu tamamlayın.

Sonuçta; başarmış olmanın verdiği gurur, mutluluk, yeni kıyafetler :) “alışveriş yapmak mutluluktur” diye baktığınızda kendinizi ödüllendirmiş bile oluyorsunuz.

Tecrübelerinizi paylaşıyorsunuz ve etrafınızdakilere örnek oluyorsunuz.

En güzeli ise, arkadaşlarınızdan duyduğunuz güzel sözler. Burak Narter kardeşim geçenlerde "James Bond gibisin" dedi. Bundan daha güzel bir hediye olur mu?

Ne diyeyim, hadi sizde gideceğiniz yeri belirleyin, çıkın yola. Vardığınızda, anlatın yaşadıklarını, gördüklerinizi, duyduklarınızı herkese.

25 Mart 2012 Pazar

Hedefi 12’den vurdum.

Üç ay önce koymuş olduğum hedefe ulaştım.

87 kg. ile başladığım ilk diyet maceramı 75 kilo ile tamamladım ve başlangıçta koymuş olduğum 12 kg’lık hedefi 12’den vurdum. Kanıtı aşağıdadır.

(Resmi çeken doktorum Çağatay Demir)

Aslında 4 ayda 12 kilo vermek amacıyla yola çıkmıştım fakat düzenli programa uydum ve beklenenden daha önce sonuca ulaştım.

Bundan sonra ise koruma programı ve hedef 75-78 arasında kalmak.

8 Ocak 2012 Pazar

Hedef 12

Küpten fının yap, yok yetmedi taştan fırın yap, mangalda et, tavuk, balık, ayva tatlısı, kalamar resimlerini çekip çekip yayınla, olacağı nedir ?

    Fazla kilolar.

Hepimizin derdidir bu illet, yıllara bağlı olarak artar artar artar. Çoğu zaman üzerine düşmez normaldir diye geçiştiririz, zengin gösteriyor der, birazda severiz. Nede olsa "Bir dirhem et bin ayıp örter" diye atasözümüz bile vardır.  Fakat sonuçları artık rahatsız etmeye başlayınca kabullenir ve çözüm yolları bulmaya başlarız.

Ne zaman fark edilir ?

    Pantolonun düğmeleri iliklenir fakat her an patlayacakmış hissi verirse
    Ceketin önü kapanma konusunda itiraz ederse
    Kemerde artık delik kalmayıp daha uzun bir kemer alınırsa
    Resimlerde yüzünün yuvarlak çıkması çekim hatası olmaktan çıkıp her resimde aynı olursa
    Ayakkabını bağlamak için eğilmek yerine bir üst merdiven basamağını kullanırsan
    Ellerini göbeğinin üstünde birleştirebiliyorsan
    Televizyonun karşısındayken çay bardağı göbeğinin üstünde durabiliyorsa
    Tişörtler dar gelip, slim fit modele döndüyse ve çekmecede giyileceğini günü bekliyorsa

demektir ki yeterinden fazla kilolusun.

Tüm bunları yaşayınca, doktora gitme vakit geldi ve iki hafta önce ASM Ataşehir'de Diyetisyen Çağatay Demir'e gittim. Tartılma, yağ ölçümü, kan tahlili, endeks mendeks derken fazlalık rakam tespit edildi. "12 kilo fazla 4 ayda giderilmesi gerekiyor" hedefiyle yola çıktım.

Şuan ikinci hafta sona erdi ve 3 kilo gitti. Kaldı 3,5 ay ve 9 kilo.

Durmak yok diyete devam.

10 Kasım 2011 Perşembe

Yeni Taş Fırın

Marmara Ereğlisi’indeki evin bahçede yaptığımız küp fırından sonra artık işi büyütüp taş fırın yapma zamanı gelmişti. Internet üzerinden yaptığım araştırma neticesinde işin önemli kısımlarını öğrenip gerekli malzemeleri temin işine koyulduk. Hem küp fırının hemde taş fırının yapılmasında verdiği gazla işi hızlandıran Hüseyin ile birlikte gerekli planlamaları ve teminleri yaptık.

Artık iş yapım aşamasına gelmişti, en önemli husus ise binbir emek ve uğraşı ile yaptığımız küp fırını yıkmaktı. Muzaffer dayı kendini feda etti ve göz yaşları arasında ilk kazmayı vurdu.

Amacımız fırının üst kısmındaki yuvarlak bölümü ve küpü kırmak, tamamıyla düz bir tabla haline getirmekti. Sonrasında etrafına tuğla örüp alt kısmını büyütmeyi hedeflemiştik.

Yapmayı düşündüğümüz taş fırına ait planımız 1 metre çapında ve yaklaşık o kadar yükseklikte bir fırın yapmak ve ağız kısmına baca yapıp dumanı önden dışarı çıkartmaktı. Fakat biraz hesap kitap yapınca, bu şekilde fırını yakmak ve pişirmenin ergonomik olmayacağını düşündük, bu yüzden yarın küre şekliden yapmaya karar verdik.

Eski fırın yıkıldıktan sonra sırada alt kısmını yapmak ve mevcut yapıyı büyütme işi vardı. Daha önceden aldığımız tuğlalar ve yeni aldıklarımızla birlikte örmeye başladık. Hesaplarımıza göre 1,5 metre uzunluğunda ve 1 metre genişliğinde olacaktı. İş ilerledikçe duvar ustalığının ne kadar zor olduğunu ve düzgün bir iş çıkartmanın maharet istediğini yaşayarak öğrendik. Bize göre dümdüz (!!) yaptığımız fırın alt kısmı yanda görülmektedir.

Internetten okuduğumuz bilgilerden öğrendik, fırının alt tarafı mümkün olduğunca ısı yalıtımlı olmalı, özellikle üzerinde çalışılması gerekiyordu. Bizde bunu sağlayabilmek için alt tarafını kumla doldurduk ve üzerine bır kat beton döktük.

Fırının alt tarafı sadece beten olması yetmiyor, iyice izolasyon yapmak gerekiyordu, Bunun için öğrendiğmiz bilgiler doğultusunda fırının altında cam kırıkları koymamız lazımdı. Oluşturduğumuz tablanın etrafına bir sıra kırmızı kalın tuğla ile yükselttik ve yaklaşık iki ay boyunca biriktirdiğimiz cam şişelerini buraya boşalttık. Sonrasında bunları tek tek kırdık. Dikkat edilmesi gereken bir nokta, kırarken camlar sıçrıyor bu yüzden gazete kağıdı ile üstünü örtüp üstten kırmanızı tavsiye ederim.

Cam kırıklarının üzerine kaya tuzu koymak gerekiyordu fakat biz bulamadığımız için ince elenmiş kum ile aralarını doldurmayı düşündük. Tüm bu çalışmaları yaparken planlarımızın çok üstünde kum harcadık. Mevcutta iki el arabası kum vardı, bize yeter diyorduk fakat çeyrek kamyon daha ince kum almak zorunda kaldık.

Elenmiş kumu kırık camların üzerine döktükten sonra bir güzel düzledik ve üstüne ince ateş tuğla dizdik. Koçtaş’tan aldığımız ince tulalar iki cm kalınlığında olduğu için kolayca dizildiler. Her birinin düz olabilmesi için su terazi ile ölçe ölçe, plastik çekiçle düzelttik ve üzerlerine şamot harcı karıştırılmış şapı sıvı halde dökdük. İnce bir fırça ile aralarına iyice yedirirecek şekilde sıvayarak her tarafına yaydık. Artık fırının alt tarafı hazırdı. Aradan bir kaç gün geçmesini bekledikki üzerinde çalışılabilecek sertliğe ulaşsın diye.

 

Yapının üst kısmında yer alacak taş fırının küre şeklindeki yapısını gerçekleştirebilmek için Koçtaş’tan aldığımız köpükleri çeyrek daire şekliden parçalar şeklinde kestik ve birleştirdik. Bu kalıbı yapmaktaki amaç ateş tuğlaları dizerken yardımcı olmasını düşünmüştüm. Fakat tuğlaları dizerken gördümki hiç gerek yokmuş. Üst üste tuğlalar dizilirken harç ile birbirlerine yapışıyorlar ve düzgün bir şekilde duruyorlar.

Yaptığımız kalıbı tablanın üstüne koydum ve aldığımız ateş tuğlaları şamot harcı ile tek tek dizmeye başladık. Öncelikle fırının ağzını ayarlamak önemli, kullanacağınız tepsiye göre bir ayarlama yapmak gerekiyor. Biz fırın büyüklüğünü hesaplarken mevcut tepsilere bakarak yaptık, hem fırının ağzından geçecek büyüklük hemde içine iki tane tepsi sığacak şekilde projelendirdik.

Üçüncü sıra tuğlayı dizerken fırının ağzını ayarlamak gerekiyordu, bunun için demirciden L şeklinde profil demir kestirip ikinci sıranın üstüne köprü yaptık ve üçüncü sırayı buradan başlayarak dizdik. Böylece fırının ağzı tam istediğimiz yükseklikte ve dümdüz bir şekilde oldu.

İlk defa taş fırın ördüğümüzden bazı konuları deneme yanılma yoluyla öğrendik ve uyguladık. En önemli husus, tuğlaları örerken kubbe şekliden olması için yapılacak eğimli dizme işi. Üst sıralar geldikçe kubbe olması için eğim vermek için ben biraz tedbirli davrandım, böyle oluncada fırının üst ucu sivri oluyor. Size tavsiyem yaptığınız harcın kıvamını çok sıvı olmasın, hatta az biraz koyu olsun ve tuğlaları mümkün olduğunca içe eğimli yapın ve diğer tuğla ile önceki tuğlayı birbirine yaslayarak dizin. Bu sayede kubbe şeklinde fırınınız olabilir. (Bizimki biraz arı kovanı şeklinde oldu ). Fırının başlangıçta yapmayı düşündüğümüz ağzındaki baca kısmını tepesinde ufak bir delik bırakarak yukarıda bıraktık. Böylece dumanı istediğimiz zaman dışarı bırakacak ve içinde pişirmeye başlayınca üstünü kapatıp sıcaklığı içeride tutabilecektik.

Ateş tuğlaları dizdikten ve etrafını sıvadıktan sonra içindeki köpük ve gazete kağıtlarını yaktık, ilk ısınmayla birlikte ufak tefek çatlamalar oldu. Çatlayan kısımları sıva ile tekrar kapattık. Artık fırın kullanıma hazır hale gelmişti.

Tüm bu uğraşılardan ve duvar ustalığı işlerinden sonra taş fırının başında Hüseyin ile hatıra fotoğrafı çektirip içinde neler pişireceğimize ait planları uygulamaya başlayabiliriz.

 

 

 

Eveeeet, fırın bitti, şimdide pişirdiklerimizden birkaç küçük resim.

Afiyet olsun.

29 Temmuz 2011 Cuma

Benzerlik / Farklılık

 

İki resim arasındaki benzerlikleri / farkları bulabilir misiniz ?

25 Ekim 2009 Pazar

Küpün lezzeti başka

Üstünden üç hafta geçti hala tadı damağımda duruyor. Lezzeti beynime öyle bir kazınmışki pekçok sohbette yer alıyor. Küpün içinde yapılan etler, patates ve soğan unutulmaz lezzetler.

Küpçü baba taş fırınını yaptıktan sonra pişireceğimiz etlerin hayaliyle 2 hafta geçirdik ve sonunda Ereğliye gittik. Aslında çok kalabalık değildik ama heyecandan olsa gerek aldığımız etler 2,5 kilo dana, 1,5 kilo kuzu, 2 tane bütün tavuk. Yanında 6 adet büyük soğan, bir o kadarda patates. Toplamda 6 büyük 2 çocuğa yapıyoruz, neredeyse adam başı 1 kilo et düşüyor.

Fırını yaktık, biraz zor oldu yakması ama ateş içinde arttıkça bizimde etleri pişirme telaşımız gittikçe artmaya başladı.  Kullandığımız odunlar, Ereğli'deki ağaçlardan zamanında budanmış olan dallardı. Sonradan şunu öğrendikki bu tarz fırın içindeki odunlar farklı olmalıymış, bir dahaki sefere doğru odunla yapacağız.

Ateşi yaktıktan sonra, onun kor haline gelmesine kadarki zaman diliminde Hüseyin etleri folyo içine tek tek sordı. Özellikle bir grup eti soslu yaptıkki, değişik lezzetleri tadalım diye. Soğanların kabuğunu soyup bütün halde folyolara sardık, patatesler soyulup bütün olarak paket yapıldı.

Tüm etler ve soğan patatesin ayarlanması esnasında küpün içindeki ateş kıvama gelmişti. Etleri fırının içine, ateşe değmeyecek şekilde tek tek dizdik, küpü ağzına kadar doldurduk.  Sonrasında küpün kapağını kapatıp, etrafını toprak ve su karışımı çamurla sıvadık, üstteki duman çıkmasına imkan sağlayan bacanında üstünü kapatınca artık etlerin 5 saat sürecek pişme yolculuğu başladı.

Bu arada bizde bahçe işleriyle uğraştık, Ozan ve Kaya mangalın başına geçerek biber ve patlıcan kızarttı. Aslında Kaya ilk defa eline maşa alıp biber kızarttı dersem yalan söylememiş olurum. Aşağıdaki filmde göreceksiniz (şaşırmayın) nasılda düzgün bir şekilde biberleri pişirdi.

Esra ve Özlem, mangalda pişen biberlerden ve patlıcanlardan salata yaptılar. Genelde patlıcan salatasını Özlem yapıyor, onun yaptığı patlıcan, yoğurt ve sarımsak karışımını ekmeğe sür sür ye.

Zaman su gibi akmış, etlerin 5 saatlik yolculuğu sona ermişti. Artık onları görücüye çıkartma zamanı gelmişti. Fırından tek tek çıkarttığımız etleri daha folyolarından çıkartırken tabaklara salkım saçak atlıyorlar, tel tel ayrılıyorlardı. Tavukların neredeyse kemikleri gitmiş sadece et kalmıştı.

Bence pişen malzemeler içinde en güzel olanları, kuzu etleri ve soğan olmuştu. Yumuşacık etleri yemeye doyamadık. Soğan öyle bir pişmiştiki tadı ve suyu harikaydı. Kuzu ile birlikte muhteşem ikiliyi oluşturdular.

 

 

Haftaya tekrar yaparız diye düşünüyorduk ama hem alt katı hemde üst katı kiraya verdikleri için küpü kullanacak başka bir çözüm bulmak gerekiyor.

Bulacağız, bulacağız, küpçü baba lezzeti hiçbirşeye değişilmez.

2 Ekim 2009 Cuma

Küpçü Baba Türbesi

Herkes mangal yakar, heryerde mangallar yakılır. Özellikle yeşil bir alan görüldüğünde hemen mangallar ateşe verilir, kartondan yellemeler yapılır ve hazırlanan etler pişiriilir. Yeşil alan bulamazsak balkonda yakarız.

Bizde ailecek her fırsatta mangal yakmayı kendimize adet edindik. Kimi zaman mangalda köfte, tavuk, et, balık, kimi zaman biber, patlıcan, soğan, artık ne varsa pişiriyoruz.

Gel zaman git zaman mangal dışında bu keyfi nasıl farklılaştırabiliriz diye aklımızdan geçince, bizim damat Dr. Hüseyin Kandulu Kıbrıs'taki küp kebabını önerdi. Önerdi önermesinede bunu gerçekleştirmek için sağlam bir alt yapı lazım olduğunu gördük.

Kebap yapmak için kallavi bir fırına ihtiyaç vardı. Fırın'ın nasıl olacağı konusunda öncü kuvvet Hüseyin'i Kıbrıs'a görevli olarak yolladık. Fırını incelemesini ve babasından yapılış yöntemlerini öğrenmesini kendisine görev olarak verdik. (Başarıyla görevini tamamladı, raporunuda internette yayınladı)

Böyle bir alt yapıya nasıl sahip olacağımız konusunda bir yıldır konuşuyoruz, ama aksiyona geçmek için bekledik durduk. Bekleyerek bir şey olmayacağını görünce, büyük olarak işe el atmak gerektiğini görüp, bir ay kadar önce Hüseyin ve Özcan'ı hareketlendirdim. Marmara Ereğlisinde olduğumuz bir akşam kebap fırınını yapacağımız yerin temelini attık.

Başlamak bitirmenin yarısıdır denir, bizde temeli atınca arkası gelmeliydi ve öylede oldu. Sonraki haftalarda araya işler girdi ve 3-4 hafta konunun üzerine birşey yapamadık. Bu arada Hüseyin fırının içinde - daha doğrusu işin kalbinde - olacak küp için araştırma yaptı. Edirne'nin Havsa ilçesinde sıcağa dayanıklı küpler olduğunu öğrendi ve temin için görüşmelere başladı.  Küpün teminini ramazan bayramı haftası gerçekleştirdi.

Temel hazır, küp hazır, fırını yapmak isteyenler var ne duruyorduk ve ramazan bayramı ilk günü bayramlaşmayı bitirdikten sonra Marmara Ereğlisi'nin yolunu tuttuk. Herkes oraya geldiğinde artık geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimiz belliydi. Ya fırını yapacaktık yada yapacaktık. İstanbul'dan gelirken küpün üstünde baca deliği açabilmek için matkap bile getirmiştik.

Gel gelelim biz fırını yapacağız diye heyecanla geldik ama Hüseyin yok başım ağrıyor, yok rüzgar çarptı, boğazlarım şişecek galiba, biraz kırıklık var üzerimde, az biraz uyuyayım, aslında Edirne'ye gitsem iyi olacak gibi mazeretler üretince hevesimiz kursağımızda kalacaktı.  Napalım bizde damadı iyileştirelim diye tavlada yenildik, akşam mangal işlerini üstlendik, ona sadece yeme içme faslını bıraktık ki biran evvel iyileşsin diye. Aslan damat sütleri içince kendine geldi.

Neyseki çabuk atlatık bu faslı ve fırını yapmak üzere çalışmalara başladık. Ereğli'de ince kum daha önceden varolduğu için çimento ve tuğla almamız yetti. Hızlı bir şekilde temelin üzerine küpü koyacağımız yapıyı hallettik ve ertesi gün küpü üstüne koyarak arada kum olacak şekilde küpün etrafını ördük ve fırın ortaya çıktı.

 

Bu esnada ev halkı, başlangıcından iş bitene kadar nasıl bir fırın olacağını pekçok kez ifade etmemize rağmen (herhalde biz anlatamadık) anlayamamıştı.

Fırının oluşmasının ardından sıva içinde olan yapıyı boyamak için Hüseyin'in önerisiyle yeşil boya aldık ve elbirliğiyle boyadık. Boyama işi bitince karşımıza fırından çok türbe çıktı. Yaptığımız inşaat renklenince aynı türbe gibi oldu, “Küpçü Baba Türbesi”. Ev halkı renge biraz karşı geldi ama doğa ile barışık bir renk diyerek şimdilik konuyu kapattık. Ama ilk fırsatta rengini değiştirmek için baskı geleceğinden şüphem yok.

Biz inşaat işleriyle uğraşırken Leydi Elizabeth (Esra Kandulu) ve Leydi Katerina (Özlem Karaman) tüm çalışmalarda aktif destekçilerimiz oldular. Gerekli yerlerde halkın arasına karışıp onlarla birlikte yaşadılar :)

Fırının yapılması esnasında bizimle birlikte olan düşeslerimizden bahsetmeden geçemeyeceğim. Düşeşlerimiz (Ceyda ve Seda) tüm bayram boyunca ve inşaat esnasında hiç görünmediler. Sabah kahvaltıda ve akşamdan akşama ortaya çıkarak, bizleri varlıklarıyla onurlandırdılar. Kendilerini bundan sonraki küpte kebap yaparken etlerin hazırlanmasında aktif göreve çağırıyorum. Beni kırmayacaklarına eminim.

Bu hafta sonu gidip fırını ilk defa kullanacağız. Bakacağız çalışıyormu diye. Herhalde çalışıyordur, onca emek, onca fikir, birbirimize yapılan telkinler sonucu ortaya çıkan eserin çalışmaması gibi birşey olamaz artık. Fırında yapılacak ilk etler cumartesi akşamı test edilecek. Sonuçları haftaya.

16 Haziran 2009 Salı

Azmin Zaferi

Okullarda yılsonu gelince bi dünya aktivite olur. Öğretmenler çocuklar için müsamereler düzenler, yarışlar yapılır, gösteriler yapılır. Tüm bunlar zor geçen bir yılın sonunda stres atmak, çocukların bir nebze olsun ders dışında yürüttüğü faaliyetlerini ailelerine gösterme fırsatı verir.

Bunlardan bir tanesini biz bu hafta içerisindeyaşadık. Kaya’nın yıl içinde aldığı yüzme dersleri sonunda, tüm çocukların yüze bildiğini göstermek biraz olsun onlarada heyecan katmak için yarış düzenlendi.

Okul yüzme havuzundaki yarışta, Kaya’nın başlama atlayışına bakınca sonucun nasıl olacağını tahmin etmek zor değil. Burada en çok dikkat edilmesi ve takdir edilmesi gereken, başladığı işi bitirmek için tüm çabasını ortaya koyan Kaya’nın gösterdiği azim.

Sonuçta madalyayı hak etti oğlum. Aferin sana Kaya, seninle gurur duyuyorum.

Kaya Karaman Yüzme 2009 İStek from Atakan Karaman on Vimeo.

Kaya Karaman Yüzme 2009 İStek from Atakan Karaman on Vimeo.

Kaya Karaman Yüzme 2009 İStek from Atakan Karaman on Vimeo.

Ozan’ın yılsonu konseri.

Ozan iki yıldır Ataköy’de İTÜ İspirtohanedeki konservatuarda piyano dersi alıyor.

Ozan’ın piyano öğrenmesi konusunda bizim herhangi bir talebimiz olmamıştı ama okuldaki müzik öğretmeni org derslerindeki durumuna bakarak bizi piyano dersi almaya yönlendirdi. Neticesinde İTÜ’ye kayıt yaptırdık.

Şimdi evde kocaman bir piyano var ve Ozan’dan başka çalan olmadığı için az kullanılıyor. Sırada Kaya var ve mecburen ona da piyano çalmayı öğretmemiz gerekiyor.

Okulda okuyan piyano öğrencileri her sene sonunda yılsonu konseri veriyorlar. İlk yıl Ozan konsere çıktığında biraz heyecanlıydı ama bu sene daha rahat hissediyordu kendini. Aslında rahatlığı, birazda bizim sıkıştırmamızla son hafta şarkıya çalışması neticesinde oldu.

Toplamda 40’a yakın öğrenci vardı ve tüm öğrenciler birer parça çalarak konseri tamamladılar. Kimisi yeni başladığı için küçük parça, kimisi yılların verdiği çalışma sonucunda epey uzun parçalar çaldı. Ozan daha yeni başlayan grupta olduğu için girişin üstü seviyesinde bir parça çaldı bizlere.

Anne babalar, çocuklarının yaptıklarını/başardıklarını gördükçe göğsü kabarıyor, mutluluktan uçuyor. Piyanonun karşısında Özlem koltuğuna oturmuş gururla oğlunu seyrediyor.

Ozan Karaman okul yılsonu konseri 2009 from Atakan Karaman on Vimeo.

Evde Beyaz Şarap Yapımı

via IFTTT