12 Ağustos 2010 Perşembe

Faydalı yolculuklar

İnternet kullanımı artık hepimizi hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Her türlü bilgiyi bulmak, ulaşmak ve kullanmak iki tuşa basmak kadar yakın. Kendinizi ifade etmek ve pekçok kişiye ulaşmak internet sayesinde inanılmaz bir hız kazandı.

Acaba interneti faydalı bir araç olarak mı kullanıyoruz, yoksa aldığımız hizmet ödediğimiz paraya değmiyor mu ?

Burada kritik konu aldığımız nedir ? Bu soruya cevap verebilirsek sonuca varabiliriz. Temelde, internet ortamında bulunan içeriklerin tamamı kişiler yada kurumlar tarafından oluşturulup konuluyor ve hepimizin erişimine açık bırakılıyor. Kimi bilgi ücreti karşılığı veriliyor fakat çok büyük bir kısmı ise ücretsiz. İster para verir kişilerin yazdıklarını, söyledikllerini yada çekim yaptıklarını alıp kullanır, istemezse diğer ücretsiz bilgi kaynaklarına erişip oradakileri derleyip bir araya getirip kullanır. Seçim kişiye kalıyor bu noktada.

Aslında İnternetten herkesin daha fazla fayda elde edebilmesinin en başında içerik zenginleştirilmesi geliyor. İşte burada görev bu sanal dünyada yaşayan bizlere düşüyor, ne kadar çok içerik sağlarsak o kadar toplam fayda elde ederiz. Herkes bir sayfa yazsa Türkiye'deki 6.5 milyon ADSL kullanıcısından oluşacak bilgi boyutu inanılmaz olurdu herhalde.

Tabiki sadece bilgiye erişmek değil, oyunlar, filmler, forumlar, arkadaş toplulukları, mesajlaşma pekçok husus kişilerin kullanımına açılıyor, ticaret yapmak, sanal bahislere katılmak, alışveriş yapmak ise fiziksel mekan gerektirmeden halledilebiliyor. Sanal hayatın farklı açıdan incelenmesi aslında aklımıza daha gelmemiş yeni fırsatlarıda ortaya çıkartmamıza imkan sağlayacak görülüyor. Hem teknolojik yenilikler ve imkanların artması hemde kullanım sonucu edinilen deneyim sanal alemde yeni alanların açılacağının sinyallerini vermektedir.

Sanal ortamda tüm bilgilerin farklı farkı yerlerde durduğunu düşününce aradığımıza ulaşmak dünyadaki okyanusların tamamında kayıp balık Nemo'yu aramak gibi birşey olurdu. Şansımız yaver giderse bulabiliriz. İmdat çağrımıza arama motorları geliyorki, onlarsız internet hayatı çekilmez bir hal alırdı. Bugün arama motorları gelir elde eden organizasyonlar oldular ama arama motorlarıda internetin gelişmesine ve daha büyük kitlelere yayılmasında rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Hepimiz kullanıyoruz, ister bilgiye erişelim, ister arkadaşlarımızla görüşelim, yemek tarifi alalım verelim, forumlardan yorumları okuyalım yada yazalım, internetten oyun oynayalım, alışveriş yapalım, ne yaparsak yapalım sonucunda bilmediğimiz şeyleri görüyoruz, öğreniyoruz, başkalarına öğretiyoruz. Ödediğimiz paraları düşünürsek (bilgisayar, internet erişim ücreti, modem, elektrik, ...) ortaya çıkan rakam, öğrenmek ve öğretmekten elde edilen değer ve fayda ile ölçülemeyecek kadar küçük kalıyor.

İnternet üzerinden sevdiklerinizle yapacağınız video görüşmesinin bedelini hangi erişim ücreti ile mukayese edebilir, alınanlar ve ödenenleri terazide tartarsak, faydalı bir iş yapıldığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yazın sıcaklığını iyiden iyiye hissettirdiği bu günlerde herkesin internette sörf yaparken rüzgarının bol olmasını dilerim. Faydalı yolculuklar.

8 Ağustos 2010 Pazar

Köpek Pansiyonu Tecrübesi

Köpeğini pansiyona bırakacaklar için tecrübe paylaşımı. Özellikle Bakırköy K9 Avrupa’ya verecekler için önemle okunması lazım.

Temmuz başında tatile çıkarken köpeğimiz Tarçın’ı IMG00097-20100704-1438[1] bırakmak için Bakırköy K9 Avrupa’ya teslim ettik. Bırakırken aşı karnesinide verdik ve 10 gün sonra alacağız dedik. Aradan 10 gün geçti ve eşim Tarçın’ı almaya gitti.

Teslim aldığında köpek öyle bir kokuyorduki, değil eve apartmanın bahçesine bıraksan herkes rahatsız olur, tahminime göre 10 gün boyunca tekbir yerde oturmuş kalkmş, yemiş içmiş, tuvaletini aynı yere yapmış ve pislik içinde kalmış.

Tüm bunların yanında hayvanın sesi kısılmış, nefes alıp verirken hırıltılar çıkartıyor, arka ayağının içi çizilmiş, kanamış ve kurumuş. Yani savaştan çıkmış bir hali var.

Köpeği aldık eve getirdik, akşam apartmanın otoparkında iki kova sıcak suyla yıkadık ve temizledik. Yarım kutu şampuan harcadık. Neyse tertemiz oldu, ertesi hafta denize soktuk ve sonrasında tekrar yıkadık artık kokmuyor.

Teslim ederken aşı karnesinide vermiştik, teslim alırken unutmuşuz, telefon ettim, arıyoruz, veterinere soralım falan diye bir sürü şey söylediler, belli ki bulamıyorlardı. Bir kaç gün telefonla aradım ama sonuç yok. Artık ümidi kestim karneyi kaybettiler bunlar diyerek son kez telefon ettim eğer bulamazlarsa gidip olay çıkartağım ama telefonda karneniz burada gelip alın dediler.

Sevinerek gittim, neyle karşılaştım dersiniz, bana boş K9 Avrupa aşı karnesini sundular. Bu nedir, ben size benim dolu olan karneyi soruyorum dedim, kasadaki görevli diye duran kız, bulamadık bakalım falan gibi lafı ağzında geveledi, ben oradayken masalara, çekmecelere baktı, karne yok, bulamıyorlar, tam o sırada kız bilgisayarı arkasına baktı ve benim karneyi buldu.

Anlayacağınız benim karne 20 gündür orada durmuş, ne veteriner bakmış ne pansiyona giderken incelemişler, öylesine formalite icabı karneyi istemişler ama hiç kullanmamışlar, üstüne üstlük nereye koyduklarınıda bilmedikleri gibi arayıp duruyorlar. Banada boş karneyi vermeye çalışıyorlar.

Sonuçta Bakırköy K9 Avrupa, bir daha uğramayacağım, işimin olmayacağı bir yer olarak bende iz bıraktı.

Edindiğim kötü tecrübeyi paylaşmak istedim.

6 Temmuz 2010 Salı

Yönetilen Dökümanlar (CIO Dergisi Temmuz Sayısı)

Gün içinde gönderdiğimiz ve aldığımız e-postalar artık eklerinde dökümanlarıda taşımakta, hatta dökümansız e-posta sayısı neredeyse çok az bir hal almaktadır. Elektronik ortamda oluşturulan dökümanlar doğal olarak elektronik ortamda kalmakta, çoğunlukla yazıcıdan dökülmeden kullanılmaktadır. Dosya paylaşım uygulamaları ile aynı döküman üzerinde ortak çalışma yapmaki ilgili yerleri düzeltmek ve son halini yayınlamak çok kolay bir hal almıştır.

Bu kadar çok dökümanın oluşması bunların saklanması, indexlenmesi, tarih sırasına göre, oluşturana göre vb.. pek çok kritere göre düzenlenmesini gerektirmektedir. Hayatımızda bu kadar çok elektronik döküman olmadan önce tüm belgeler kağıt ortamında ve masamızın arkasındaki dosya dolabında yıllara göre mavi klasörlerde dururdu. Bugün ise dosyalarımız bilgisayarımızda yada şirket ortak dizinlerinde belirli bir hiyerarşiye göre durmaktadır.

Belgelerin çok olması, sadece hiyerarşik bir dizin yapısında barındırılması, bugünün ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Artık belgelerimizi aradığımız zaman içindeki yazının içeriğine bağlı olarak sorgulamak, onlara belirli etiketler verip sonradan kolay erişmek ihtiyaç olmuştur. Bunları sağlayan araçlar ise döküman yönetim sistemleridir.

Döküman Yönetim Sistemleri (DYS) kendi başlarına sadece belgeleri içinde saklamakla sınırlı özelliklere sahip değillerdir, aynı zamanda belgelerin önceki hallerini yani versiyonlarınıda tutmaktadırlar. Böyle olduğu için bir dökümanın gelişimini, taslak halinden son haline gelene kadar adım adım izlemek mümkün olmaktadır. DYS'ler, döküman üzerindeki değişikliklerin kimler tarafından yapıldığınıda takip edebildiğinden, sadece dökümanı içerik olarak değil, oluşum hayatı boyunca kimlerin katkısıyla nasıl etkilendiğinide bizlere sunabilmektedir.

Böyle bir yapı, aslında kalite çalışmalarında özellikle vurgulanan sürekli gelişim felsefesini doğrudan yansıtmaktadır. Yakında bakıldığında kalite çalışmalarında " yaptığını yaz, yazdığını yap" mantığı, yazılı olan süreç ve prosedür dökümanlarının bir yerlerde durması, bunların gelişiminin takibine ihtiyaç duymaktadır. DYS'ler içinde bulundurdukları, döküman işleme, yeni versiyon çıkartma ve bunların yayınlanmasını sağlamaktadır. Kurgulanan yapı sayesinde her bir değişiklik kağıt ortamında sirküle edilmek yerine, e-posta uyarısı ile sorumlu kişilere iletilmektedir. Bu sayede şirket içi bilgi akışı DYS'ler üzerinden hızlı ve her yerden erişilebilir olmaktadır. Sonuç olarak tüm çalışanlar yetkileri doğrultusunda her türlü süreç dökümanına ve bilgisine erişebilmektedirler.

Yetkilendirme konusu, döküman yönetimi sistemlerinin en güçlü olduğu noktalardan birisidir. Özellikle yetkisiz erişimlerin engellenmesi, herkesin yetkilerinin olduğu dökümanları görebilmesi, okuyabilmesi ve değişiklik yapabilmesi olmazsa olmaz bir yapıdır. DYS'lerde tekbir dökümanın bile yetkilendirmesi yapılabildiğinden, şirketler tüm dökümanlarını yetki çizelgesi bazında saklayabilir ve kullanıma açabilir. DYS'lerde kullanılan yetki yönetimi sayesinde okunan bir dökümanın yazıcıdan dökülememesi, başka birine gönderilememesi gibi kısıtlamalarda yapılabilmektedir.

DYS'lerin artık ayrı birer uygulama olmasından kurtulup yavaş yavaş mevcut kullanmakta olduğumuz ofis araçları, e-posta araçları ve internet tarayıcıları ile birlikte çalışıyor olması beklenmektedir. Hatta bütünleşik yapı içerisinde bir tarayıcıdan geçmiş dökümanın bile içindeki bazı bilgelere göre otomatik etiketlenmesi ve olması gereken dosya, kabinet altında saklanması beklenmektedir. Mevcutta gördüğümüz tüm DYS'ler bu fonksiyonaliteleri bünyesinde barındırmaktadır . Özellikle ERP kullanan firmalarda, sistemde oluşturulmuş bir kaydın, onunla birlikte hareket eden dökümanla beraber dolaşması çok önemlidir. Sisteme girilmiş bir satınalma siparişine ait tedarikçiden gelen elektronik dökümanlarında ortak kullanımda olması, ihtiyaç halinde dökümanın kağıt halinin bulunmasında harcanacak zamanı tasarruf ettirip verimliliğin artmasını sağlayacaktır.

Böyle bir ihtiyacın portal altyapısı ile desteklenmesi, tüm çalışanların rahatlıkla erişimde sıkıntı çekmeden dökümalara ulaşmasını imkan verir. DYS'lere ait portaller tasarlanırken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, dizin yapısının nasıl olacağıdır. Tecrübeler şunu göstermiştirki, üç (3) kırılımdan fazla derinliğe sahip dizin yapılarında dökümanları bulmak zorlaşmaktadır. Kullanıcı sıkılıp dökümanı aramaktan vazgeçmekte, yada bulmak için çok fazla vakit harcamaktadır.

Bu sıkıntının önüne geçmek için DYS'ler artık içerik arama motorlarıyla birlikte gelmektedir. Döküman sisteme eklendiğinde, belirlenmiş olan etiketler ve özelliklerin yanında, döküman içeriğide indekslenmekte ve kelime bazlı aramalar yapıldığında, tüm dökümanlar kullanıcının önüne sunulmaktadır. Bu sayede sadece dosya adının hatırlanamaması sonucu ilgili dökümana erişim problemi ortadan kalkmıştır. Günümüzde teknoloji firmaları içerik arama yazılımlarını geliştirmek için yüksek araştırma geliştirme harcamaları yapmaktadırlar. Amaç bilgiye daha kolay erişim sağlamak ve bunu işe yarar hale dönüştürmektir. DYS'ler ve içerik aramaları sadece Word yada Excel dökümanlarını değil, tüm ofis dökümanlarını, resimleri, videoları, e-postalarıda arşivleyebilmekte ve aramalarda tüm içerik kontrol edilerek kullanımıza sunacak şekilde karşımıza getirmektedir.

Maliyetlendirme açısından bakıldığında, donanım ve yazılım lisanslarının yanında, projenin yapılma danışmanlık maliyeti karşımıza çıkmaktadır. DYS'lerin kurulumları ve şirket içi uyarlamalarında Türkiye'de ve dünyada olgunluk seviyeleri ileri düzeydedir. Rahatlıkla söylenebilirki, bir şirkette DYS kurmak ve devreye almak en zor projeler için bile 2-3 ay içerisinde gerçekleştirilebilmektedir. Hızlı bir kurulum yapalım, herkes kullanmaya temel fonksiyonlardan başlasın denildiğinde 1 aylık bir sürede devreye alınan projeler yapılabilmektedir. DYS'lerde maliyet olarak katlanılan rakam ile oluşan faydaları alt alta yazdığımızda kendisini çok kısa sürede amorti eden bir yatırımdır ve sonrasında şirket içinde vazgeçilemez bir araç halini almaktadır.

Bir şirkette DYS kurduğunuz zaman aslında e-tarih başlamış oluyor. Yani şirketin kurumsal hafızası oluşmaya başlıyor. Biriken dökümanlar, şirket içi değişiklikler ile birlikte yeni gelenlerin kullanımına sunulduğundan, tüm yaşananlar, tarih sayfalarındaki gibi zamana ve kişiye bağlı olarak sunuluyor. Bilgi birikimi yeni kuşaklara aktarılmış oluyor. Şirketin olgunlaşması gün gün takip edilebiliyor. Buradaki tarihi tarihçiler yazmıyor, dökümanların DYS'lere ekleyenler tarihin bir parçası oluyorlar. Şirketten ayrılsanız bile dökümanı oluşturan kişi olarak kalıyor ve şirketin tarihine imza atmış oluyorsunuz. Şirketin yaşayan organizma olduğunu düşündüğümüzde onun bir hücresi, yapı taşı olmak, yaptıklarınızla gelecek nesillerin ulabileceği izler bırakmak heyecan verici bir duygu.

Sonuç olarak döküman yönetim sistemlerinin katma değerini parasal olarak ölçülebilir kılmak çok kolay olmamakla birlikte, şirkete sağladığı değeri verimlilik ve ortak hafıza oluşturma üzerinden açıklamak, üst yönetimlerin ilk yapmak isteyecekleri proje olmasını ve sahiplenilmesini mümkün kılacaktır.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Verileri biriktiriyoruz, kullanıyor muyuz ?

İster bireysel ister kurumsal herkes elektronik ortamda verilerini tutuyor. Başlangıçta küçük miktarlarda biriken bu veriler artık çok fazla yer kaplar duruma gelmiştir. Bunun neticesi olarakta depolama alanları teknolojik olarak daha yüksek kapasiteleri barındıracak hal almıştır. Buradaki büyümenin aksine fiziksel büyüklükler küçülmüş, birim aranda daha fazla veri barındırılır olmuştur.

Özellikle şirketler Bilgi Teknolojileri vasıtasıyla işlerini yürüttüklerinden günün her dakikası veri üretmektedir. Güvenlik kameralarının kaydettiği görüntülerden, kapı giriş çıkışlarına, ERP sistemlerinin ürettiği verilerden barcode okuması sonucu oluşan verilere kadar pekçok noktadan veri akışı olmaktadır.

Bu kadar çok veriyi biriktiriyoruz, bunları depolamak için sistemlere sahip oluyoruz, yatırım yapıyoruz, yönetiyoruz, yedeklerini alıyoruz, hatta lokalde saklananlara bir şey olur diye başka yerlere gönderiyoruz. Peki ne için ?

Cevap genelde tek, aylık raporları almak amacıyla.

Şirketler sadece ay sonu operasyonel sonuçlarını görmek için mi biriktirmesi gerekiyor bunları. Bu kadar çok oluşan veri başka ne amaçla kullanılabilir, neye yarar bu kadar veri.

Tüm şirketler günümüzde daha fazla satışı nasıl yapar, nasıl daha karlı bir organizasyon olurum diye çalışıyor. Tam bu noktada biriktirdikleri veriler, onların amaçlarını gerçekleştirmek için en büyük araçtır. Biritirilen verileri şirketin kaldıracı olarak kullanılmasını sağlayacak çözüm ise İş Zekası uygulamalarıdır.

Şirketler tarafından kurgulanacak iş zekası uygulamaları, eldeki verinin farklı farklı bakış açılarıyla incelenmesine, analizler yapılmasına, geleceğe yönelik tahminler yapılmasına imkan verecektir. Kimi zaman bu analizler maliyetlerin incelenmesine yönelik olmakta, hangi maliyet bileşenlerinin üzerine daha fazla eğilip gerekli önlemlerin alınmasını göstermekte, kimi zamanda satışların incelenmesi neticesinde ürün, bölge, zaman boyutlarında analizler yapılıp, satışların yönlendirilmesine imkan sağlamaktadır.

Teknolojik altyapılarında, çok fazla veriyi işleme ve sonuçlarını analiz etme imkanları ileri düzeyde olan iş zakası uygulama yazılımları pekçok değişik şekilllerde karşımıza çıkmaktadır. En önemli özelliği boyut mantığında çalışıp, verinizi farklı bakış açılarıyla sizlerin karşınıza getirip, karar almanıza imkan vermesi olan bu yazılımlar, kullanım ve görsellik açısından zengin içerik sunmaktadırlar.

Artık şirketler kurum içi uygulamalarından ERP'leri kurgulamışlar ve bunların sonuçlarını görmeye başlamışlardır. İş zekası uygulamaları gittikte ihtiyacın en yüksek noktaya vardığı çözümlerdir. Bundan sonra gelecek olan talep ise Veri Madenciliğinin şirketlerde yer alması olacaktır.

Sonuç olarak, şirketler atacakları adımları belirlerken geçmiş yaşadıklarına bakarak geleceği planlamaları gerekmektedir, bunu sağlayan en önemli araçları, iş zekası uygulamalarını kullanmak artık vazgeçilmez bir ihtiyaç halini almıştır.

24 Mart 2010 Çarşamba

Ansiklopedik bilgi

1980'li yılların sonunda 1990 yıllarının başında gazetelerin dağıttığı ve her evde olan ansiklopedileri, yaşı 35 üstü olan herkes hatırlayacaktır. Özellikle Meydan Larousse en bilinen ansiklopedidir. 12 ciltten oluşmuştu, ayrıca çıkan 2 adet ek cilt ile güncellenmiştir.

Pekçoğumuz o dönemde okulda verilen ödevlerin araştırma gereken kısımları için ya ansiklopedileri kullanıyorduk yada kütüphanelere giderek ilgili dökümanları, kaynakçaları bulmaya çalışıyorduk. Ansiklopediler ve kütüphaneler o dönemin kutsal bilgi kaynaklarıydı.

Bugüne geldiğimizde, bilginin çok hızlı üretildiği ve kullanıma çok hızlı sokulması ihtiyacı, yazılı belgelerin bu hızda güncellenmesi ve erişilmesi, beklediğimiz süratte sağlanamamaktadır. Artık yazılı dökümanlar çoğunlukla genel konular üzerine yada yorumlar üzerine bilgi içermektedir. Sadece çok özel konularla ilgili olarak yazılı dökümanlar basılmakta, bunların güncellenmeside uzun dönemli periyotlarda gerçekleştirilmektedir.

Ansiklopedi ve kütüphanelerin pabucunu dama atan gelişme, internetin çıkması, bilginin elektronik ortamda herkesin erişimine açık hale getirmesidir. Özellikle internetin herkese açık olması, bireysel olarak edinilmiş bilgilerin de sunulabilmesine imkan verecek ortamı sağlaması artık bilgiye erişim şeklini değiştirmiştir.

Buna en büyük örnek, Wikipedia adlı internet ansiklopedisidir. Bu internet sitesi 2001 yılında kurulmuş ve internet halkı tarafından bilgiler girilerek büyütülen bilgi kaynağı halindedir. Burada girilen bilgiler başkaları tarafından düzeltilip yada eklemeler yapılarak devamlı güncelliği sağlanmaktadır. Arama sonuçlarınızda karşınıza ilk çıkan sitelerden bir tanesidir. Meydan Larousse 12 cilt ve her cilt yaklaşık 1000 sayfa, toplamda 12.000 sayfa içindeki bilgilerden ödevlerimizi hazırlıyorduk. Bugün Wikipedia ise 13 Milyondan fazla madde (bu sayı her geçen gün artmakta, bazı maddeler sayfalarca bilgi içermektedir) ve aynı anda 200 dilde içeriğe sahiptir.

Günümüzde gazeteler bile yavaş yavaş ömürlerini tamamlayıp yerlerini internet ortamından erişilip içerik sunacak şekile dönüşmeye başlamıştır. Tüm bunlar elektronik ortamda bilgilerin gittikçe büyümesini, buralara erişim araçlarınında gelişmesini sağlamaktadır. Önceleri sadece bilgisayarlar aracılığıyla gerçekleşen erişim şimdileri cep telefonlarını bu işin bir parçası haline getirmiştir.

Hergün yeni bilgiler üretilmekte, bunlar kullanımımıza sunulmaktadır. Bizlerde ürettiğimiz bilgileri ve tecrübeleri başkalarının kullanımına sunmaktayız. Artık bir iş yapmadan önce internette araştırıp, öğrenip sonradan harekete geçmekteyiz. Gitmek isteiğimiz yerlere ait bilgileri önceden toplamakta sonrasında seyahate çıkmaktayız. Bilgi paylaşıldıkça çoğalmakta, çoğaldıkça faydaya dönüşmektedir. Önemli olan bilgiye erişmek ve bunu ihtiyacımız doğrultusunda kullanabilmektedir.

Sonuç olarak hepimiz yaşadığımız tecrübeleri ve bilgileri paylaşmalı, bu sayede insanlığın gelişmesine ufakta olsa bir katkımız olmalıdır.

Not: Bugünün televizyon yıldızlarından olan Hakkı Devrim, Meydan Larousse'nin Türkiye'de yayınlanması için çalışan kişidir. Ansiklopedinin genel yayın müdürlüğü görevini yürütmüştür.

14 Ocak 2010 Perşembe

Erişilebilir olmak

Tatil denilince aklımıza hemen yaz tatili, sıcak havalar, güzel bir kumsal, serinletici deniz, akşam eğlence ve dinlenme geliyordur. Genelde yılda iki hafta kullanacağımız izin için 52 hafta çalışıyoruz. Önceden planlarımızı hep bu özel iki hafta için yapıyoruz.

Kimi mesleklerde tatile gidilince işler geride bırakılır, tüm konsantrasyon içinde bulunulan güzel ortama verilir ve geçirilen zamman sonunda rahatlayarak geri dönüş gerçekleştirlir. Fakat bilişim hizmet sektöründe çalıştınızmı iş biraz daha farklı oluyor.

Her ne kadar ekip çalışması, takım oyunu denilsede bilişim sektöründe hizmeti veren kişi, işi bilendir. Sizde müşteri olarak işi bilenden hizmeti aldıysanız sonrasında oluşan durumlarda hizmeti veren kişiyi ararsınız. Çok doğal olarak işin daha hızlı çözüleceğine inanmaktasınızdır. Çünkü bilgi o kişidedir yaptığınız işin özelliğini BT çalışanıyla paylaşmışsınız ona da bunu öğretmişsinizdir. Bilgide en değerli güç olduğundan herkes güçlüye erişmek istemektedir.Hal böyle olunca ilgili BT çalışanına ulaşmak gerekmektedir.

İletişim teknolojilerindeki gelişim iş yapma usüllerini değiştirdiği gibi tatil yapma usullerinide değiştirdi. İnsanlar artık tatile bilgisayarlarıyla, anlık e-posta erişim cihazlarıyla ve 3G erişim hizmetleriyle birlikte gitmeye başladılar. Gidilen yerde internet hizmeti ücretsizmi diye otel rezervasyonlarında soruyoruz hatta biz sormadan oteller bunu söylüyorlar.

Tatile çıkarkenki başlangıç her zaman aynı oluyor. İzin kullanımında e-postalarınıza ofis dışında mesajı ayarı yapıyor ve izinde olduğunuzu, döneceğiniz tarihi, acil durumlarda kiminle irtibata geçeceklerini belirtiyorsunuz. Fakat Blackberry yada başka anlık e-posta erişim cihazınızın yanınızda olduğunu bilenler bu mesajları çok dikkate almıyorlar ve tatilde de soru sormaya, bazı konularda fikir danışmaya çalışıyorlar. Mesajlardan birisine cevap döndünüzmü, bilinki gelen mesaj sayısı artacaktır.

Kimi zaman tatile çıkarken ekibe BB cihazını yanınıza almadığınızı söylersiniz, aslında yanınızdadır, işten kopamıyor sadece bilgi sahibi olmak, işe döndüğünüzde kolay adapte olmak istersiniz, mesajları görmektir esas amacınız. Fakat gelen mesajlardan birisine cevap dönerseniz, 5 dakika içinde tüm şirket sizin cihazı yanınıza aldığınızı öğrenecek ve sizle daha yakın iletişim kuracaktır. Hatta mesaj attıktan sonra arayıp size, biliyorum tatildesin ama mesaj gönderdim bakarmısın diye hatırlatacaklardır.

Eğer birde yanınıza bilgisayarınızı aldınızmı yandınız demektir. Erişildiyseniz, ofistekiler iki dakikada halledilecek işi size atadıysa ve yaparım dediyseniz, tatil artık şekil değiştirmiştir. Kapı bir kez aralandımı, bilgisayarınızın yanınızda olduğu öğrenildimi sonrasında notebook'un pilini şarj edecek priz arayarak geçecektir tatiliniz.

15 yıl önce hiçbirimiz bu şekilde bir tatil yapmıyorduk. Cep telefonları yoktu sahilde güneşlenirken kmse bizi arayamıyordu, bırakın internetin yaygınlığını kelimesini bile cümle içinde kullanmıyorduk. Biz aramadığımız ve nerede olduğumuzu söylemediğimiz sürece tatilde bize erişmek mümkün değildi. Yenilikler pekçok şeyi etkilediği gibi erişilebilirlikte hayatımızda önemli hale geldi.

Sonuçta ne yapalım, tatilde kapatalımmı tüm erişimimizi dünyaya, arkadaşlarımız, ofisteki işler, eş dost akraba bize erişemesin mi ? Böyle olmasıda mümkün değil. Yapılması yada öğrenilmesi gereken, tatilde olan kişinin özel günler geçirdiğinin tüm çalışanlar tarafından bilinmesi, yarın onlarında tatile çıkacağını ve onlarsız işlerin nasıl yürüyeceğini planlamaları en sağlıklısı olacaktır.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Ayak yorgan denklemi

2009 yılı başlarken hepimiz zor bir yıl olacak diye yola çıktık ve tüm planlarımızı tasarruflu olmaya çevirdik, mümkün olduğunca az harcamaya çaba gösterdik. Hatta yapacağımız harcamaların bir kısmını ertelemekten kaçınmadık.

Epey bir zorluklar yaşadıktan sonra 2009 yılını bitirmeye sayılı günler kaldı ve 2010 başlayacak. 2009 yılından hepimiz dersler aldık ve gelecek yılı planlıyoruz. Aslında planlamış bütçelerimizi yapmış olmamız gerekiyor. Çünkü aralık ayında önceki aydan yapılan çalışmaların sonucu alınır ve aralık ayı ocak ayına ait planların yapılacağı bir aydır. Çoğu şirket bugünlerde bütçesini yaptı bitirdi ve üst yönetimine sunarak ay içerisinde onay alıp 2010 çalışmalarına başlıyor hatta başlamış olacaktır.

Aile bütçesi yapsanızda, şirket bütçesi yapsanızda başlangıç olarak gelirlerine bakarak planlamaya başlıyoruz. Konuyu açıklayan "Ayağını yorganına göre uzat." atasözü aslında bütçe yapacak herkesin devamlı aklında olması gereken başlangıç cümlesidir. Çünkü gelirlerinize göre giderlerinizi planlamazsak ayaklarımız açıkta kalır ve üşürüzr. Açıkçası şirketler bütçelerini yapmaya başladıklarında öncelikli olarak üst seviyede bir planlama ile ne kadarlık gelirleri olacağını ve buna ait ne kadarlık gider oluşacağını çalışıyorlar. Kalan rakamın üzerinden kar planlaması yapıyorlar. Bazende zarar planlanabiliyor. Bu noktada birden fazla senaryo çalışması şirketlerin önem verdiği hususlardan birisidir.

Senaryo analizlerinde yönetimin onayladığı genel bütçe sonrasında detaylı bir şekilde, satış, üretim, satınalma, masraflar, yatırım, insan kaynakları ve maliyetlere varıncaya kadar detaylı olarak yapılır ve gelecek yılın gelir tablosuna ulaşılmaya çalışılır. Bu süreç günümüzde pekçok şirkette gözde bir araç olan excel ile yapılmaktadır. Excellerin ortak bir noktadan kullanıma sunulması sayesinde tüm bilgiler oluşturulmaya çalışılır. Oluşan en ufak bir formül hatası yada rakamların farklı hücrelere girilmesi bütçenin doğruluğunu sorgulattıracak olumsuz sonulara neden olabilmektedir.

Günümüzde firmalar ERP sistemleriyle birlikte bütçe planlaması için özel geliştirilmiş uygulamaları kullanmaktadırlar ve bu sayede ERP sistemi ile birlikte bütçe fiili karşılaştırmalı sonuçları alabilmektedirler. Yıl içerisinde yapılan sürekli kontroller ile şirketin başlangıçta çıktığı yoldan ne kadar sapmakta olduğunu, varmak istediği hedefe ne kadar yaklaştığını görebilmektedirler. Şirket içi araçlara sahip olmayanlar ise harcayacakları zaman ile sonuca ulaşmaya çalışacaklar ve çıkan rakamlara güveneceklerdir. Bütçe sürecinin yazılımlarla desteklenmesi bilişim teknolojilerinin şirketlere getirdiği faydaların başındaki verim artışını gösteren en güzel örnektir.

2010 yılının da özel bir yıl olduğu bilincinde olan herkes, aile bütçesi, şirket bütçesi, yatırım bütçesi, ne olursa olsun, genel yada detay, önümüzdeki yılın planlarını yapmaları, yolun sonunu görüp oluşacak duruma göre ayak yorgan denklemini çözmeleri şarttır.

Önümüzdeki yılın sağlık, huzur, mutluluk ve bol kazançla geçmesi dileğiyle.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Yazar mısınız ?

Soru birden fazla anlamı içersede aslında verilen cevap, "Okur musunuz ?" sorusuna verilen cevap ile aynıdır. Herkes kendisi için düşündüğünde fark edecektir, okumuyorsanız yazmıyorsunuzdur. Okuyorsanız da belki yazıyorsunuzdur.

Okumak ve yazmak birbirinden ayrılmazlar, hatta yapışık ikiz gibidir diyebiliriz. Birbirlerine o kadar bağlıdırlarki biri olmazsa diğerinin olabilmesi mümkün değlldir.

Yazmak birikimlerin dışa vurulmasıdır. Birikimin oluşması için toplanması lazım, okuyarak topladıklarımızı genellikle konuşarak dışa aktarırız ama sadece paylaştığımız kişilere ulaşır. Yazmak ise konuşarak erişemediğmiz kişilerin faydalanabilmesi, kullanabilmesi, birikimlerini arttırabilmesine imkan sağlayar. Ne güzel bir atasözümüz vardır "Söz uçar yazı kalır".

İnternet hayatımıza girmeden önce, yazdıklarımızı paylaşabilmek inanılmaz zor bir süreçti. Yayın kuruluşu bulacaksınız, onlara içeriği anlatacak, ikna edeceksiniz. Bastıracak, dağıtacak, insanlara ulaşmasına dua edecektiniz. Bugün ise internet var. Yazdığınız iki paragraf bile olsa tüm dünyadaki insanların ulaşacağı şekilde yayınlama süreniz maksimum 15 dakika. Bulacağınız bir blog sitesi, e-posta adresi ve şifre.

Özellikle ücretsiz verilen blog servisleri, kişilerin karanlıkta kalmış yazar olma heveslerini ortaya çıkaran önemli bir hizmettir. Hangi konuda yazarsanız yazın, yayınlamak ve internet kullanan kişilere ulaşmasını sağlamak, bu bilgilerden kişilerin faydalanacaklarını bilmek inanılmaz büyük bir keyif.

Bloglar özellikle kişisel fikirlerinizi, düşüncelerini, bilgi birikimlerinizi başkalarıyla rahatlıkla paylaşabileceğiniz bir ortam sunmaktadır. Yazmaya başladığınızda benim yazılarımıda kim okur diye düşünüyor olabilirsiniz ama meraklanmayın arama motorları yazılarınızı içeriklerine aldıkça, sizin yazılarınız başkalarının ulaştığı birer bilgi kaynağı haline gelecektir.

Yazmaya başladıktan sonra bu işten keyif aldıysanız, yazılarını belirli bir düzende yayınlamaya başlıyorsunuz. Eğer uzman olduğunuz bir konu yazıyorsanız, tecrübenizi paylaşmak, ilgili konu arandığında bulunup, faydalanılacak olduğunu bilmek daha fazla bilgiyi internet ortamında yayınlamak dayanılmaz bir çekicilikte karşınızda duruyor.

Blogların bir diğer faydasıda, kişisel olarak günlük tutmanızı sağlıyor. İlgili zaman dilimindeki düşüncelerinizin yada yaşadıklarınız kayıt altına alınmış olması, ilerleyen yıllarda geriye dönüp baktığınızda, geçmişte yaşadıklarınızı şuanki tecrübenizle gelişiminizi görmenize olanak tanıyor. Düşüncelerinizi yada yaşadıklarınızı internet halkı ile paylaşmayı cesaret olarak düşünürseniz, kişisel gelişiminizin ve kendinize güveninizin artmasına ne kadar büyük değer katacağınıda unutmayın.

İster yemek tarifi verin, ister eleştirin, tecrübelerinizi paylaşın, aileniz hakkında yada gezdiğiniz gördüğünüz yerleri yazın, isterseniz günlük yaptıklarınızı yazın, yazdıkça daha çok yazacaksınız buna emin olun. Yazmanın keyfi, paylaşmanın tadı ve mutluluğu farklıdır. Herkesin bu mutluluğu tatması umuduyla, iyi yazılar.

25 Ekim 2009 Pazar

Küpün lezzeti başka

Üstünden üç hafta geçti hala tadı damağımda duruyor. Lezzeti beynime öyle bir kazınmışki pekçok sohbette yer alıyor. Küpün içinde yapılan etler, patates ve soğan unutulmaz lezzetler.

Küpçü baba taş fırınını yaptıktan sonra pişireceğimiz etlerin hayaliyle 2 hafta geçirdik ve sonunda Ereğliye gittik. Aslında çok kalabalık değildik ama heyecandan olsa gerek aldığımız etler 2,5 kilo dana, 1,5 kilo kuzu, 2 tane bütün tavuk. Yanında 6 adet büyük soğan, bir o kadarda patates. Toplamda 6 büyük 2 çocuğa yapıyoruz, neredeyse adam başı 1 kilo et düşüyor.

Fırını yaktık, biraz zor oldu yakması ama ateş içinde arttıkça bizimde etleri pişirme telaşımız gittikçe artmaya başladı.  Kullandığımız odunlar, Ereğli'deki ağaçlardan zamanında budanmış olan dallardı. Sonradan şunu öğrendikki bu tarz fırın içindeki odunlar farklı olmalıymış, bir dahaki sefere doğru odunla yapacağız.

Ateşi yaktıktan sonra, onun kor haline gelmesine kadarki zaman diliminde Hüseyin etleri folyo içine tek tek sordı. Özellikle bir grup eti soslu yaptıkki, değişik lezzetleri tadalım diye. Soğanların kabuğunu soyup bütün halde folyolara sardık, patatesler soyulup bütün olarak paket yapıldı.

Tüm etler ve soğan patatesin ayarlanması esnasında küpün içindeki ateş kıvama gelmişti. Etleri fırının içine, ateşe değmeyecek şekilde tek tek dizdik, küpü ağzına kadar doldurduk.  Sonrasında küpün kapağını kapatıp, etrafını toprak ve su karışımı çamurla sıvadık, üstteki duman çıkmasına imkan sağlayan bacanında üstünü kapatınca artık etlerin 5 saat sürecek pişme yolculuğu başladı.

Bu arada bizde bahçe işleriyle uğraştık, Ozan ve Kaya mangalın başına geçerek biber ve patlıcan kızarttı. Aslında Kaya ilk defa eline maşa alıp biber kızarttı dersem yalan söylememiş olurum. Aşağıdaki filmde göreceksiniz (şaşırmayın) nasılda düzgün bir şekilde biberleri pişirdi.

Esra ve Özlem, mangalda pişen biberlerden ve patlıcanlardan salata yaptılar. Genelde patlıcan salatasını Özlem yapıyor, onun yaptığı patlıcan, yoğurt ve sarımsak karışımını ekmeğe sür sür ye.

Zaman su gibi akmış, etlerin 5 saatlik yolculuğu sona ermişti. Artık onları görücüye çıkartma zamanı gelmişti. Fırından tek tek çıkarttığımız etleri daha folyolarından çıkartırken tabaklara salkım saçak atlıyorlar, tel tel ayrılıyorlardı. Tavukların neredeyse kemikleri gitmiş sadece et kalmıştı.

Bence pişen malzemeler içinde en güzel olanları, kuzu etleri ve soğan olmuştu. Yumuşacık etleri yemeye doyamadık. Soğan öyle bir pişmiştiki tadı ve suyu harikaydı. Kuzu ile birlikte muhteşem ikiliyi oluşturdular.

 

 

Haftaya tekrar yaparız diye düşünüyorduk ama hem alt katı hemde üst katı kiraya verdikleri için küpü kullanacak başka bir çözüm bulmak gerekiyor.

Bulacağız, bulacağız, küpçü baba lezzeti hiçbirşeye değişilmez.

6 Ekim 2009 Salı

Kirala, kullandıkça öde

Kriz dönemlerinde ister iş yaşamında olsun ister özel hayatta olsun herkes tasarruf yapma, maliyet düşürme, daha ucuza sahip olma konularında fikirler üretmektedir.

Bilişim firmalarıda içinde bulunduğumuz şartlarda, yapmış olduğu değişik çözümlerle şirketlere farklı çalışma fırsatları yaratmaktadırlar. Bunlar içerisinde önde gelen çözüm dışkaynak kullanımı olarak ortaya çıkmıştır.

Genelde şirketler yapacakları donanım yatırımlarını planlarken, en yüksek yoğunluğun olduğu zaman diliminde ihtiyaç duyulacak donanımı alıyorlar. Yani sabah ve akşam saatlerinde yoğun olarak kullanılan bir sistem varsa buna göre bir planlama yapılıyor, günün geri kalan zamanında sahip olunan büyüklük çok az kişiye hizmet veriyor.

Bir başka örnek ise, sadece aysonu işlemleri çok yoğun geçen şirket bu süreçte problem yaşamamak ve performans problemiyle karşılaşmamak için yüksek performansta donanım alıyor ve bu dönemde %100 donanımı hakkıyla kullanıyor, ay içinde ise neredeyse %30 oranında makina üzerinde doluluk gözlemleniyor.

Son kullanıcı açısından bakıldığında, performans problemi yaşanmıyor, herkes mutlu ama şirket penceresinden bakınca, tam kapasite kullanmadığı bir sisteme yatırım yapılmış görünüyor. Günümüzde pekçok şirket böyle bir yapıda bilişim altyapısına sahiptir. Türkiye'de özellikle BT bakış açısı sahip olma mantığında olduğundan, donanım benim yanımda olsun, gözümle göreyim dediği için pekçok şirket benzer yüksek kapasitede donanımlarla Bilgi Teknolojilerini yönetmektedir.

Bir diğer önemli kısım ise, yapılan yatırımın teknolojinin gelişmesiyle birlikte eski model kalması, üretici firmaların eski modellere bakım desteği maliyetlerinin yüksek olmasını ortaya çıkartmaktadır. Böyle olunca yüksek bakım maliyetli donanımlardan oluşan makina parkı şirketlerde oluşmaktadır. Hepimiz görmüşüzdür bilgi işlem departmanlarında eski monitörler, eski bilgisayarlar raflarda kalır, tozlanır, çirkin bir görüntü oluşur. Bir yere bağış yapalım diye düşünürsünüz hiçbir program çalışmadığı için verilemez. Çöpe atsak diye düşünürsünüz, mali işler departmanı duran varlık olarak bunları gördüğü için belirli bir süre kayıtlarında ve göz önünde tutmak istemektedir. Kısaca, atsan atılmaz satsan satılmaz.

Dünya'da şirketler kiralamanın farkına vardılar ve bakış açısını değiştirmeye, kullandıkça öderim mantığına dönmeye başladılar. Bilişim firmaları ise şirketlerin yaşadığı bu ihtiyaç için çözüm üretiyorlar. Çözümün en önemli bileşeni ise donanım kiralama. Kiralama mantığındaki en önemli unsur ise ihtiyacın olan güce ihtiyacın olan zamanda sahip olmak ve kullandığın kadarını ödemek.

Bu çözümde bilişim firmaları donanımları kendi bünyelerinde barındırıp, şirketlerin uygulamalarına kendi veri merkezlerinden eriştiriyorlar. Bu sayede şirket donanım yatırımı yapmıyor, ihtiyacı olan büyüklüğü istediği zaman kullanıyor. Bilişim firması ile yapılan anlaşma çerçevesinde, firmanın ihtiyaç duyduğu zaman diliminde donanımın işlemci gücünü yükseltiliyor, belleği istenilen büyüklüğe çıkartılıyor, hatta network hatlarının yoğunluğu bile istenilen zaman diliminde hizmet alan firmanın kullanımına ayırılabiliyor. Yoğunluk geçtikten sonra ise istenilen büyüklüğe geri çekiliyor.

Veri merkezi şirketleride, ellerindeki donanımları müşterileri arasında yukarıda belirtildiği şekilde dengeleyerek gelir elde ediyorlar. Bunun sonucuda doğal olarak hizmet alan şirketlere maliyet avantajı olarak yansıyor.

Böyle bir sürecin fiziksel olarak, kişilere bağlı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmadığından, işlemler tamamıyla konuya özel programlar ile gerçekleştirilmektedir. Sanallaştırma teknolojisi günümüzde belirli bir olgunluğa gelmiş ve şirketlerin kullanımına açılmış durumda. Bu sayede bilişim şirketleri hizmetlerini yönetebilmektedirler.

Türkiye'deki BT altyapısına sahip olma arzusu, krizin etkisiyle hızla değişmekte, veri merkezinden hizmet alma konusunda firmalar bakış açılarını değiştirmektedirler. Önemli hususlardan bir tanesi veri merkezinde çalışan yazılımların kullanımı esnasında oluşan bilgilerin güvenliği. Şirketler bu konuda çok hassas davranmakta, bilgilerinin farklı kişilerin eline geçip geçmeyeceği tereddütünü yaşamaktadırlar.

Konuya farklı bir yönden bakarsak, şirketler güvenlik hizmetini uzman firmaya veriyor ve milyonlarca dolarlık yatırımlarını tanımadıkları firmaya ve oradaki bir güvenlik görevlisine teslim ederek akşam evlerine gidiyorlar. Ertesi gün gelince güvendikleri firma onlar adına bütün güvenliği sağlayıp çalışabilecekleri ortamı tekrar onlara teslim ediyorlar. Nasılki güvenlik firmaları içerikle ilgilenmiyor sadece şirketin iş yapabilmesinin garantisini sağlıyorlarsa, benzer durum veri merkezi hizmeti veren firmalar için geçerli. Bu firmalarda içerik ile ilgilenmezler, sadece hizmet verdikleri şirketin sistemleri sağlıklı kullanabilmesine odaklanırlar. İçerik konusunda en ufak bir bilginin dışarıya sızmış olması firmanın itibarının yok olmasına, yeni iş fırsatlarının imkansızlaşmasına sebep olacaktır. Böyle bir sonucu hiçbir firma almak istemez.

Hizmet alacak şirketlerin dikkat etmesi gereken konu, tedarikçi firmaların Bilgi Güvenliği konusunda yaptığı çalışmaları yakından takip etmeleri lazım. Hatta ISO 27001 bilgi güvenliği konusunda sertifikalarının olmasını talep etmeleri gerekmektedir. Çünkü sertifikasyon demek işlerin kuralına göre yapıldığının başkaları tarafından kontrol edildiğini göstermektedir. Bilgi güvenliği ise kendi içinde alt süreçleriyle, hizmet alan firmanın yüksek seviyede çalışılabilir sistemlere sahip olmasını garanti altına alan bir yapıda kurgulanmasını gerektirmektedir.

Sonuç olarak, dışkaynak kullanımı açısından baktığımızda veri merkezi firmaları yüksek teknolojideki altyapının müşterilerinin hizmetine sunulmasına kendisini pozisyonlandırmıştır. Aynı yatırımın farklı modellerde müşterilerin hizmetine sunulması ise maliyet avantajını ortaya çıkartmaktadır. Hizmeti uzmanından almış olmak şirketlerin ana faaliyet alanlarına odaklanmasına, yatırımlarını iş kolunun gelişmesine kaydırmasına imkan sağlayacaktır.

2 Ekim 2009 Cuma

Küpçü Baba Türbesi

Herkes mangal yakar, heryerde mangallar yakılır. Özellikle yeşil bir alan görüldüğünde hemen mangallar ateşe verilir, kartondan yellemeler yapılır ve hazırlanan etler pişiriilir. Yeşil alan bulamazsak balkonda yakarız.

Bizde ailecek her fırsatta mangal yakmayı kendimize adet edindik. Kimi zaman mangalda köfte, tavuk, et, balık, kimi zaman biber, patlıcan, soğan, artık ne varsa pişiriyoruz.

Gel zaman git zaman mangal dışında bu keyfi nasıl farklılaştırabiliriz diye aklımızdan geçince, bizim damat Dr. Hüseyin Kandulu Kıbrıs'taki küp kebabını önerdi. Önerdi önermesinede bunu gerçekleştirmek için sağlam bir alt yapı lazım olduğunu gördük.

Kebap yapmak için kallavi bir fırına ihtiyaç vardı. Fırın'ın nasıl olacağı konusunda öncü kuvvet Hüseyin'i Kıbrıs'a görevli olarak yolladık. Fırını incelemesini ve babasından yapılış yöntemlerini öğrenmesini kendisine görev olarak verdik. (Başarıyla görevini tamamladı, raporunuda internette yayınladı)

Böyle bir alt yapıya nasıl sahip olacağımız konusunda bir yıldır konuşuyoruz, ama aksiyona geçmek için bekledik durduk. Bekleyerek bir şey olmayacağını görünce, büyük olarak işe el atmak gerektiğini görüp, bir ay kadar önce Hüseyin ve Özcan'ı hareketlendirdim. Marmara Ereğlisinde olduğumuz bir akşam kebap fırınını yapacağımız yerin temelini attık.

Başlamak bitirmenin yarısıdır denir, bizde temeli atınca arkası gelmeliydi ve öylede oldu. Sonraki haftalarda araya işler girdi ve 3-4 hafta konunun üzerine birşey yapamadık. Bu arada Hüseyin fırının içinde - daha doğrusu işin kalbinde - olacak küp için araştırma yaptı. Edirne'nin Havsa ilçesinde sıcağa dayanıklı küpler olduğunu öğrendi ve temin için görüşmelere başladı.  Küpün teminini ramazan bayramı haftası gerçekleştirdi.

Temel hazır, küp hazır, fırını yapmak isteyenler var ne duruyorduk ve ramazan bayramı ilk günü bayramlaşmayı bitirdikten sonra Marmara Ereğlisi'nin yolunu tuttuk. Herkes oraya geldiğinde artık geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimiz belliydi. Ya fırını yapacaktık yada yapacaktık. İstanbul'dan gelirken küpün üstünde baca deliği açabilmek için matkap bile getirmiştik.

Gel gelelim biz fırını yapacağız diye heyecanla geldik ama Hüseyin yok başım ağrıyor, yok rüzgar çarptı, boğazlarım şişecek galiba, biraz kırıklık var üzerimde, az biraz uyuyayım, aslında Edirne'ye gitsem iyi olacak gibi mazeretler üretince hevesimiz kursağımızda kalacaktı.  Napalım bizde damadı iyileştirelim diye tavlada yenildik, akşam mangal işlerini üstlendik, ona sadece yeme içme faslını bıraktık ki biran evvel iyileşsin diye. Aslan damat sütleri içince kendine geldi.

Neyseki çabuk atlatık bu faslı ve fırını yapmak üzere çalışmalara başladık. Ereğli'de ince kum daha önceden varolduğu için çimento ve tuğla almamız yetti. Hızlı bir şekilde temelin üzerine küpü koyacağımız yapıyı hallettik ve ertesi gün küpü üstüne koyarak arada kum olacak şekilde küpün etrafını ördük ve fırın ortaya çıktı.

 

Bu esnada ev halkı, başlangıcından iş bitene kadar nasıl bir fırın olacağını pekçok kez ifade etmemize rağmen (herhalde biz anlatamadık) anlayamamıştı.

Fırının oluşmasının ardından sıva içinde olan yapıyı boyamak için Hüseyin'in önerisiyle yeşil boya aldık ve elbirliğiyle boyadık. Boyama işi bitince karşımıza fırından çok türbe çıktı. Yaptığımız inşaat renklenince aynı türbe gibi oldu, “Küpçü Baba Türbesi”. Ev halkı renge biraz karşı geldi ama doğa ile barışık bir renk diyerek şimdilik konuyu kapattık. Ama ilk fırsatta rengini değiştirmek için baskı geleceğinden şüphem yok.

Biz inşaat işleriyle uğraşırken Leydi Elizabeth (Esra Kandulu) ve Leydi Katerina (Özlem Karaman) tüm çalışmalarda aktif destekçilerimiz oldular. Gerekli yerlerde halkın arasına karışıp onlarla birlikte yaşadılar :)

Fırının yapılması esnasında bizimle birlikte olan düşeslerimizden bahsetmeden geçemeyeceğim. Düşeşlerimiz (Ceyda ve Seda) tüm bayram boyunca ve inşaat esnasında hiç görünmediler. Sabah kahvaltıda ve akşamdan akşama ortaya çıkarak, bizleri varlıklarıyla onurlandırdılar. Kendilerini bundan sonraki küpte kebap yaparken etlerin hazırlanmasında aktif göreve çağırıyorum. Beni kırmayacaklarına eminim.

Bu hafta sonu gidip fırını ilk defa kullanacağız. Bakacağız çalışıyormu diye. Herhalde çalışıyordur, onca emek, onca fikir, birbirimize yapılan telkinler sonucu ortaya çıkan eserin çalışmaması gibi birşey olamaz artık. Fırında yapılacak ilk etler cumartesi akşamı test edilecek. Sonuçları haftaya.

Evde Beyaz Şarap Yapımı

via IFTTT