28 Aralık 2007 Cuma

Niye CRM ?

Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM), popülaritesi her geçen gün gittikçe artan, bu konuda yazılımlar geliştirilen, özel uzmanların ve uzmanlıkların oluştuğu, uzmanların kitap yazdığı, danışmanlıkların verildiği, eğitimlerinin olduğu bir alan. Yazılı yada görsel basında hangi konuya hangi reklama bakarsanız bakın sonu CRM ile bağlanıyor. Tüm bu yapılanlar insanda, acaba herşey bizlere daha çok harcama yapmaya iten bir düzenmi diye düşündürmüyor değil.

Bunun cevabı çok açık ve net olarak belli ‘EVET’.

CRM ne zaman popüler olur, şirketlerin üzerinde düşünmeye başladığı bir konu haline gelir derseniz, hemen ilk akla gelen yanıt “müşteri elden gittiği zaman”dır. Bunun sonuçları firmalar için ağır olur. Çünkü müşteri kaybı para kaybı, para kaybı hayatta kalamama nedenidir.

Günümüzde herşey, müşteriyi kaybetmemek, onu elde tutmak, aynı müşteride birden fazla satış gerçekleştirilmesi üzerine kurulu olarak işliyor. Aslında yapılan satıcı ile alıcı arasındaki ilişkiyi sıcak tutmak, her iki tarafında bu ilişkiden fayda sağlayacak ortamı oluşturmaktan ibarettir.

İşin içine ilişki girdimi, müşteri ilişkileri yönetimini sadece alıcı ile satıcı arasında bir husus gibi görmemek lazım, günümüzde bunlar çoklanarak devam etmektedir, Hasta İlişkileri Yönetimi, Çalışan İlişkileri Yönetimi, Tedarikçi İlişkileri Yönetimi vb.. şeklinde artmaktadır. Hepsindeki temel nokta şirket ile bağı olan herkesin mevcut yapsını güçlendirmek daha yakın ilişki içinde bulunmaktır.

CRM’in üstünde durduğu 3 temel unsur vardır, bunlar Satış, Pazarlama ve Servis aktiviteleridir. Bu temel aktiviteleri gerçekleştirirken kullanılan yöntemlerde ise yüzyüze görüşme, internet üzerinden, telefon yada çağrı merkezi üzerinden yada şirketle birlikte çalışan kanal iş ortakları vasıtıyladır. Kapsam olarak baktığımızda her üç parça tüm süreci ifade etmektedir. Pazarlama satış öncesi çalışmaları kampanya yönetimi gibi aktivitleri, satış fiili yapılan satışı, servis ise satış sonrası aktiviteleri, şikayetleri vb.. yapıları içiermektedir.

Yapılan çalışmalar şunu göstermiştirki memnun müşteri herzaman için memnun olduğu yerden tekrar alışveriş yapmakta, yaptığı alışverişin sayısını, sıklığını arttırmakta, hatta en önemlisi başka müşterilerinde gelmesini sağlayacak reklam ve pazarlama aktivitelerinide yapmaktadır. Satınaldığınız arabayı kullanırken onun reklamını yapmak gibi bir durum. Bu sayede dolaylı pazarlama ile firma maliyetlerini azaltabilmektedir.

Kalabalık restoranlarda kimse sıra beklemek istemez ama sıradayken size içecek birşeyler verilirse, atıştırmalıklar ikram edilirse sırada beklemeyi tercih edebilirsiniz, yada kıyafet alma esnasında sizinle birlikte olan kişilere içecek verilirse daha rahat bir şekilde pekçok kıyafeti deneyebilirsiniz. Bu sayede firma aklınızda olmayan bir ürünü görüp alabilme satabilme fırsatını yaratmış oluyor. Yapılan tamamen müşteri ile firma arasında ilişkiyi sıcak tutmaya yöneliktir.

Tüm bu ilişkileri sağlamak ise günümüzde sadece bir yazılımla sağlanabilir olarak algılanmaktadır. Bu yazılımın uygulanması için projeler yapılmakta, yapılan projelerle ilgili başarı ve başarısızlık oranları yayınlanmakta. “Projelerin %50’den fazlası başarısızlıkla sonuçlanmıştır aman dikkat “ şeklinde raporlar yazılmaktadır. Başarısızlığa uğramamak için yapılması gerekenler için danışmanlık almanız gerekmektedir diye bilgilendirmeler yapılmaktır.

ERP projelerinde olduğu gibi CRM projelerindede yapılacak olan çalışmayı Bilgi Teknolojileri projesi olarak ele almak baştan başarısızlığa davetiye çıkarmaya sebep olacaktır. Proje kapsamında yapılacak olan bir yazılımın uyarlanması olduğundan pekçok kişi bunun teknoloji olduğunu, sorumlu olması gereken kişilerin BT çalışanları olmalı kanısını oluşturabilir. İşin aslı bu tarz projeler kesinlikle ve kesinlikle iş projesidir. Çünkü uyarlanacak yazılım, mevcut Müşteri İlişkileri Yöntemlerinin uygulamalarını kayıt altına almaya, bunları inceleyerek analizler yapmaya ve sonuçta alınacak kararlarla satışı arttırmaya yönelik özellikleri barındırmaktadır. Yani araçtır, müşteri ilişkilerini iyileştirmeye yarayacak bir amaç olmamaktadır.

Eskiden ürün yapılır ve bunu satacak müşteri bulunurdu ama gününmüzde müşterinin istediği ürünler yapılıyor. Hatta beğenmiyorsa değiştiriliyor, geliştiriliyor, tekrar onun beğenisine sunuluyor memnun kalırsa satılmaya çalışılıyor.

Sonuç olarak baktığımızda artık şirketlerin merkezlerine müşteri konulmuş durumda ve herşey onun etrafında geliştirilmektedir. Şirketlerin bunun farkına varmasıyla birlikte insanlarda şunu keşfetti ve heryerde bunu kullanıyor “Ben müşteriyim”.

19 Aralık 2007 Çarşamba

ITPro dergisinde yazacağım

2006 Eylül tarihinden 2007 Temmuz ayına kadar Evrim dergisinde Dışkaynak konulu yazılar yazıyordum ve derginin yayın hayatını durdurmasıyla birlikte düzenli yazılarıma ara vermiştim.

Aralık ortasından itibaren ITPro dergisinde yazmaya başlayacağım. 15 günde bir yayınlanan ITPro'daki yazılarımda herhangi bir konu üzerinde değil herhafta değişik başlıklarda yazılar göndereceğim.

Benim içinde zorlu bir tecrübe olacak çünkü eskiden aylık yazıyordum, bu sefer iki haftalık aralıklarla yazılar oluşturacağım, umarım yüzümün akıyla çıkarım.

 

itpro

15 Kasım 2007 Perşembe

10 Kasım 2007

Anıtkabir, bu ülkede özgürüm, geçmişimle gurur duyuyorum, şanlı bir maziye sahibim diyen herkesin gidip görmesi gereken bir yer.

Daha önce gitme fırsatım olmamıştı. Ekim ayında gidelim diye karar alınınca hemen geliyorum dedim ve 10 Kasım sabahı 5.30'da Conrad önünden otobüse bindik ve yola çıktık. Kadıköy evlendirme dairesinin önünden ekibin geri kalanını alıp hareket ettik ve öğlen saat 12:00 gibi Anıtkabire vardık.

Atlamadan söyleyeyim saat 9'u 5 geçe Bolu dağı tünelinden geçtik ve hemen saygı duruşunda bulunmak için otobüsü kenara çektik, tam tünelin çıkışında bir şirket vardı ve onlarda 9:05'de tören için dışarı çıkmışlardı hep beraber saygı duruşunda bulunduk, ardından istiklal marşı söyledik. Çok güzel bir kutlama oldu hem biz hem şirket süperdi olay. 

Ankara'da Anıtkabir inanılmaz kalabalıktı. Atamızı ziyaret etmek için kuyruğa girip beklemek, sırayla içeri girmek zorunda kaldık. İnanılmaz bir görüntü, binlerce insan vardı. Hele Anıtkabir'deki müzenin girişi anababa günü, içeri girmek imkansız.

Biz Atamızı ziyaret ettikten sonra dışarıya çıktığımızda bir manzara vardıki, hem bu ülke vatandaşı olarak gururlanmama sebep oldu hemde bir Fenerbahçeli olarak bir kez daha mutlu oldum. 

Anıtkabir'in avlusunda nereden baksanız 1000 tane Fenerbahçe taraftarı tektip elbisesini giymiş ve Atamızı ziyarete gelmişti. İnsanın görünce göğsü kabarıyor. Katılanların tamamı Üniversiteli Fenerbahçe'lilerdi.

 

Günün geri kalanında ve ertesi gün Ankara'da değişik müzelere gittik, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, tarihe ilgisi olanların kesinlikle görmesi gereken bir yer. Tarih öncesi devirden günümüze kadar, topraklarımızdaki her türlü medeniyete ait bilgiler var.

Tarih öncesi, tarih sonrası kavramını, milattan önce milattan sonra ile karıştırmamak lazım. Tarih yazının bulunmasıyla başlıyor, MÖ 3000 yıllarında yazı bulunuyor.

Etnoğrafya Müzesinin ise, çok fazla övgü düzülecek bir içeriğe sahip olduğunu düşünmüyorum. Atatürk'ün naaşı orada 15 yıl kalmış ama   şuan için pekbir çekiciliği yok.

Mesai saatleri dahilinde gezilmesi gerekiyor.  Hiç müzenin öğlen tatil olduğu görülmüşmüdür. Bu müze öğlen 12:30 - 13:30 arası öğlen tatili nedeniyle kapalı.

 

Güzel ve yoğun geçen iki günün ardından gece İstanbul'a dönüş, epey yorulduk ama deydi. Hele Anıtkabir'i görmek, binlerce insan oradaydı denilen zamanda orada olmak. müthişti.

Herkese tavsiyem, özel günlerde Anıtkabir'i ziyaret etmeleri.

8 Ekim 2007 Pazartesi

İstanbul trafiğine laf etmeyin

Geçen hafta Efes Rusya'daki bir çalışma için Levent ile birlikte Moskova'ya gittik. Daha önce birkaç kez gittiğim için trafik sıkışıklığı konusunda az bi tecrübem vardı.

Havaalanından 17:30 gibi çıktık, bizi almaya araba yollamışlar, bindik arabamıza şöför önde biz arkada yola çıktık. Akşamda Fenerbahçenin Moskova ile maçı var, erken gidersek stada gideriz hayalleriyle yolda ilerliyoruz.

Yol hakkında biraz bilgi vereyim, yol otoban, 6 gidiş 6 geliş, yani bizim yolların tam iki katı.

Seyahat 17:30'da havaalından başladı ve arabadan hiç inmeden akşam 21:00'da otelde bitti. Yani 3 saat 30 dakika biz arabanın içnde otele varmayı bekledik. Şeritlerin tamamı kapalı, yavaş, yavaş, yavaş, yavaş ilerliye ilerliye otelimize geldik. Ne maça gitmesi ilk yarıyı kaçırdık. Otelde ikinci yarıyı seyrettik.

Ertesi gün sabahtan bizi almaya bir araba daha geldi, bu seferde otelden firmaya gideceğiz, süre 1 saat 45 dakika. Sabah trafiği olur böyle şeyler. Akşam yemek için fabrikadan Moskova merkeze gidiş 2 saat.

Artık dönüş zamanı perşembe sabahı şehir dışından (otel biraz dışarıda) gene şehir dışındaki havaalanına gideceğiz, süre 3 saat 45 dakika. tüm bu sürelerde araba içinde oturuyoruz. Allahtan şöför değiliz, bide kullanıyor olsak, cinnet geçirilecek bi yer.

Toplamda 48 saat Moskova'da kaldık, bunun 12 saati araba içinde oturarak ve bir yerden bir yere gitmeye çabalayarak geçti.

Olayın en kötü yanı 6 şeritli trafik tıkanıyor, biz burada 3 şeritli trafikte kalınca bunalıyoruz, 6 şeritli yolda kalmanın insanda yarattığı psikolojiyi düşünürseniz, İstanbul'un gözünü seveyim, kimse trafikten şikayet etmesin.

19 Eylül 2007 Çarşamba

Kuduz'a dikkat

Bu sene yıllık iznimin çok ufak bir kısmında ailecek Çeşme'ye Alaçatı'ya gittik. 3 gün kaldık ve döneceğimiz akşam civardaki bir lokantada akşam yemeğini yiyiyorduk. Çocuklarda oradaki bir kediyle oynuyorlardı ve nasıl olduysa kedi Kaya'yı elinden ısırdı.

Aslında ısırık denmez sadece diş izleri oluştu, herhangi bir kanama yada dişin geçmesi döz konusu değil ama biz genede korktuğumuz için oradaki bir hastaneye akşam saatlerinde gittik. Acildeki doktor baktı ve bizim çocuğun aşıları tammı dedi. Şaşırdık kedininkini sorması gerekiyor diye düşünüyorduk ama çocuğun tetanoz aşısı varsa bişe olmaz ısırık bile değil bu dedi.

Bizde peki dedik döndük ama içimizde bir kuşku vardı.

Eşim rahat etmedi ve İstanbul'daki kendi doktorumuzu aradık, bize nasıl böyle bir kararın verilebileceğini, kuduzun geri dönüşü olmayan bir hastalık olduğunu aynı gün içinde kuduz kontrol merkezlerinden bir tanesine gidip iğne olmamız gerektiğini söyledi.

Bu telefon görüşmesinin yapıldığı gün, benim toplantım nedeniyle Denizli'deydik ve akşam apar topar İzmir'e geldik. İlgili merkezi bulduk ve ilk aşıyı yaptırdık.

Kuduz tedavisi 5 aşıdan oluşuyor, aşıların tamamı koldan yapılıyor. Bu esnada ısıran hayvanın takip edilmesi gerekiyormuş, bizde olayın geçtiği restorantın telefonunu alarak 10 gün boyunca aradık ve kedinin yaşadığını öğrendik. Eğer hayvan kuduz olursa öğrendiğimiz kadarıyla aşının yanında serum tedaviside olacakmış.

Kuduz tüm Türkiye'de kayıtlarıyla takip edilen bir hastalık, bize ilk aşıyı olduktan sonra nereye gideceğimizi, diğer aşıları nerede yaptıracağımızı sordular. Bizde Dikili Devlet hastanesi dedik, fakat ilk aşıyı Ayvalık'ta yaptırdık, sonrasında bizi hemen aradılar ve sordular Dikili'de yaptırmamışsınız naptınız diye. Çok etkilendik, beklemediğimiz bir takip oldu.

İlk 4 aşıyı Ayvalık ve Dikili'de sağlık ocaklarında yaptırdık. Son aşı İstanbul'da oldu ama sağlık ocağında değil, Haseki Hastanesinde. İstanbul'da diğer yazlık bölgelerde olduğu gibi sağlık ocakları bu aşıyı yapmıyor (Acıbadem, Amerikan falan filanda yapmıyor), öğrendiğim kadarıyla 11 hastanede bu yapılıyormuş.

Neyse 5. aşıda oldu ve bitti bu takip.

 

Not: Hiçbir aşı işin ücret ödemedik.

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Hıyar oldu artık - Bölüm 3

Havalar ısındı, kapta büyüttüğüm hıyar tohumları filizlendi, büyüdü ve artık toprağa ekilecek duruma gelmişti.

19 Mayıs tarihinde önceden almış olduğum biber fideleriyle birlikte yetiştirdiğim hıyar fidesinide büyükçe bir saksıya diktim.

Görüldüğü gibi soldan ikinci ve çok ufak olan hıyarı ilk diktiğimde ölecek gibi duruyordu. Ama gün geçtikce toprağa uyum sağladı ve ölmeyeceğini gösterdi. Artık yavaş yavaş büyümeye başladı.

 

Evet artık topraktaydı ve büyüyüp bizlere meyve verecekti. Kimbilir ne zaman. Çünkü fide haline getirmek bile bi dünya zamanımı almıştı. Fakat gördümki, benim tahminimden çok daha hızlı büyüyorlar.

Aşağıda yaklaşık birer hafta arayla çektiğim resimleri görünce fark edeceksiniz.

 23 Mayıs tarihindeki durum. 4 gün içinde toprağa alıştığı ve artık güçlenmeye başladığı görülüyor.
2 Haziran tarihinde artık çiçek açmış ve hıyar verecek gibi durmaya başlamıştı. Evde herkeste bir heyecan başladı. İlk defa kendi yetiştirdiğimiz bir şeyi yiyecektik.

 

9 Haziran  tarihinde artık hıyar iyice belirginleşti ve meyvası gözle görülür bir şekilde büyümeye başladı.

Yukarıda göreceğiniz üzere yaklaşık 2 cm boyunda olmuştu. İnanılmaz bir şekilde çok hızlı büyüyordu.

17 Haziran geldi ve artık bizim hıyar koparılacak duruma geldi. "Belki gelmedi ama biz dayanamıyorduk." Aşağıdaki resim bizim yetiştirdiğimiz ilk hıyarın son resmidir.

 

Evet, Şubatta başlayan tohumdan meyvaya kadarki süreç Haziran'da sona erdi ve ilk hıyar koklaya koklaya midelerimize girdi.

Tabi bu süre zarfında sadece hıyar yetiştirilmedi, domates, cherry domates, biber, maydanoz, havuç ekerek onlardanda meyveler aldık.

Tohumdan yetiştirilen hıyar, benim, Özlem ve çocuklar için çok güzel bir deneyim oldu.

Atlamadan şunuda söyleyeyim, bahçe ve bitkiler hakkında hiçbirşey bilmeden başladığım bu yolculukta en büyük bilgi aldığım, tecrübelerinden faydalandığım http://www.agaclar.net internet sitesindeki Balkonda Sebze Yetiştirme forumundaki herkese çok teşekkür ederim.

25 Temmuz 2007 Çarşamba

Evrim Dergisi Yayın hayatını bitirdi

Yaklaşık 2 yılı aşkın bir süredir yayın hayatında olan İşletmelerde Evrim dergisi Temmuz 2007 tarihinde son sayısını yayınladı.

Benimde 2006 yılı Eylül ayından beri her ay düzenli Dışkaynak konulu yazılarımın yayınlandığı bu dergi, sektöründe pekçok bilgi paylaşımını sağlamıştır.

15 Temmuz 2007 Pazar

Hıyar'ın öyküsü - Bölüm 2

Evet, hıyarları yoğurt kabına ektim ve devamlı su püskürttüm. Sonuçta çimlendiler. İnanılmaz bir his, ilkokuldaki pamukta fasulye yetiştirdiğim günlere geri döndüm.

Yavaş yavaş büyümeye başlayan tohumun artık gözle görülür bir şekilde boyu uzamaya başladı ve kendi başına ayakta duramayacak hale gelince hemen yanına bir adet çubuk dikmek gerekti. Hemen mangalda kullandığım tahta şişlerden buldum ve uzayan hıyarın yanına diktim ve iple bağlayarak ona tutunmasını sağladım.

Tahta şişler ne çok işe yaradı, normalde onları mangalda tavuk şiş yaptığım zaman kullanıyordum. Bu sefer başka amaca hizmet ediyorlar.

Bitkilere su verilir diyerek devamlı su verince işte böyle uzuyorlar ve yoğurt kabında çiçek açıyorlar. Çiçek açması demek aslında meyve vermesi anlamına geliyor ama bizimki sıkıntıdan çiçek açtı zannedersem.

Benim yapmam gereken, havalar biraz ısınmaya başladığında yoğurt kabından çıkartıp toprağa dikmem lazımdı ama iş bilmemezlik ve ilk defanın verdiği tecrübesizlikle sanki toprağa diksem ölecekler korkusuyla uzunca bir müddet yoğurt kabında yaşadılar.

Yaşadılar çünkü öncesinde diktiğim bütün hıyar tohumları boyunlarını büktü ve öldüler, elimde kala kala 2 tane kaldı. Onlara gözüm gibi bakıyorum ve ölmemeleri için elimden geleni yapıyorum.

Artık havalar ısınmıştı ve benim büyüttüğüm bu iki fideyi toprağa dikme zamanım gelmişti.

10 Temmuz 2007 Salı

Tedarikçi İlişkilerimiz ve dış kaynak kullanımı (Evrim Dergisi Temmuz 2007)


İşimizin gereği olarak devamlı iletişim halindeyiz. Kimi zaman alım yaparken, kimi zaman satış yaparken, kimi zamanda ekibimiz ile birlikte çalışmalarımızı yürütürken. Bu noktada üzerinde en çok düşünmemiz ve çalışmamız gereken husus ilişki yönetimi olarak karşımıza çıkmaktadır.


Dışkaynak kullanmaya başladığımız günden itibaren en önemli ilişkimiz, hizmet aldığımız firma ile yürüttüğümüz işlerin sürekliliğini sağlama esnasında karşılıklı olarak mutabakata varma noktasıdır. Çünkü dışkaynak sağlayıcı firma yapmakta olduğu çalışma ile şirket içinde bir hizmeti gerçekleştirmekte ve şirket çalışanlarıda bundan fayda sağlamaktadırlar. Hizmette olan en ufak bir aksama öncelikle dışkaynak firması ile ilişkileri yürüten departmana iletilmekte, sonrasında ilgili organizasyonun firma ile mutabakata varması gerekmektedir.


Bu sürecin yürütülmesi esnasında oluşacak sıkıntıları yönetmek, her iki yapı arasında uyumlu birliktelik olması durumunda çok kolay halledilebilmektedir. Sıkıntıları giderme noktasında tarafların birbirleriyle ilişkileri gerginse, ilişkiyi yürütme esnasında zorlanılıyorsa, hele hele konu yapılmış olan sözleşmenin maddelerine atıfta bulunulacak noktaya geldiyse artık durup tekrar düşünmek gerekmektedir.


Dışkaynak temini sağladığımız firma ile hizmet alımları esnasında yaptığımız çalışmalarda kimi zaman firma direk olarak şirket içi çalışanlarla temasta olabilir, eğer Bilgi Teknolojileri konusunda hizmet alımı varsa BT çalışanları ile görüşüyor olabilir. Her halikarda iç müşterinin dışkaynak sağlayıcısı firma hakkında olan izlenimleri devamlı surette takip edilmeli, olası şikayetler hemen firma ile paylaşılmalı ve memnuniyetsizliğin giderilmesi konusunda çalışılmaldır.


Dışkaynak firmasının hizmetini gerçekleştirdiği esnada kullanmakta olduğu çalışanlarının yeterlilikleri sorgulanmalı ve olası bir hizmet aksamasına önceden müdahele edilmelidir. Eğer bir yetersizlik görülüyorsa ilgili kişilerin eğitimlerle desteklenmesi sağlattırılmalı yada konusunda uzman kişilerin bu hizmeti vermesi için firma ile görüşülmesi lazımdır. Dışkaynak firması ile sözleşme yapılması esnasında bu konu kesinlikle atlanmamalı ve sözleşme maddelerinde hizmeti verecek olan kişilerin yetkinliklerı kısmı çok iyi hazırlanmalıdır.


Sözleşmelerde belirtilmiş olan kritik perfomans göstergelerinin takibi bir an olsun elden bırakılmamalıdır. Periyodik olarak göstergeler incelenmelidir. İyileşmelerin devamlılığı konusunda firma ile mutabakata varılmalıdır. Düşük performansın sergilendiği zamanlarda firma ile görüşerek oluşan durumun iyileştirilmesinde birlikte çözüm yolları bulunmalıdır. Kimi zaman hizmet veren kişilerle hizmet alan kişiler arasında oluşabilecek yanlış anlaşılmalar hizmetin kalitesini etkileyebilmektedir. Bunun fark edilip yönetilmesi lazımdır.


Dışkaynak firması ile yapılan anlaşmalar belirli süreli olacaktır. Unutulmaması gereken her anlaşmanın bir başlangıcı ve birde sonu vardır. Kaynak yöneticisi olan kişi her zaman dışkaynak firmaları ile sözleşme süreleri konusunda çalışması lazım. Sürenin bitmesi durumunda yenilenme şartlarını konuşmalı. Yeni dönemde hizmet alımında farklılaşmalar varsa bunları firma ile paylaşmalıdır. Gerekiyorsa tekrar bir alım süreci başlatmalı ve diğer firmalarıda değerlendirerek en doğru seçimi yapmalıdır.


Tabiki her anlaşma neticesinde parasal bir sonuç doğrucaktır. Dışkaynak firmasıda para kazanmak için çalışmakta, hizmet alan firmada maliyetlerini düşürme amacı taşımaktadır. Bu noktada kaynak yöneticisi kişi sadece iş yada hizmet ile alakalı konuları çalışmamalı, anlaşmanın finansal boyutunuda takip etmelidir. Kimi zaman yapılan sözleşmelerde eksik kalan, atlanan yada göz ardı edilen kısımlar çıkabilmektedir. Dışkaynak firması hizmetini icra ederken bu hususlardan dolayı hizmetini yapmakta zorluk çekebilir. Kaynak yöneticisi ortaya çıkan durumu yönetmeli ve firma ile ortak bir yol bulmalıdır. Bunu yaparken mali açıdan işi takip etmeli ve ödeme planları konusunda yönetimle mutabık kalmaldır.


Yukarıda bir kısmı anlatılmaya çalışılan tedarikçi ile olan ilişkilere bakınca, çok basit, sadece alım satım ve tüketim sürecinin olduğu gibi bir ilişki şekli çıkmamakta aksine çok bilinmeyenli bir denklem ile karşılaşılmaktadır. İlişki esnasında yapılan her bir hareket söylenen her bir söz iki kere düşünülerek söylenmelidir.


Sonuç olarak, dışkaynak alım hizmetini sağlayan firma ile bu hizmeti alan firma arasında çok sıkı bir ilişki bulunmalıdır ve bu ilişkinin düzgün yürütülmesi hizmetin kalitesini yükseltecektir. Kalitenin artması hizmeti alanlarda mutluluk yaratacaktır ve doğal olarak maliyetlerin azalmasına yansıyacaktır.

5 Temmuz 2007 Perşembe

Yayına başladım


İnternet dünyası merhaba,


Uzunca zamandır yapmak istediğim kendi blog'uma yazılarımı koyma ve yayınlama işini dün gerçekleştirdim.


Stumble ile rastgele girdiğim bir sitede, popüler açık kaynak kodlu 25 Windows uygulamasında Zoundry blog writer programını gördüm.


Yükledim ve herşey başladı.




Bir Hıyar'ın Öyküsü


Herşey Koçtaş'ta gördüğümüz albenisi çok güzel paketlenmiş tohumları almakla başladı. Tarih Şubat 2007. Kış mı değil, bahar mı o da değil, aldık tohumları. Geldik eve nasıl ekileceği bilgisi poşetin arkasında yazıyor ama bahçe işiyle uğraşacağız öyle poşet arkası yazanlarla olmaz. Bilgiye ihtiyaç var, girdik internete bi dünya yazı ve içlerinde en güzel site http://www.agaclar.net forum alanında balkonda sebze yetiştirme. Kesin okunması yazıması takip edilmesi gerekiyor.


Picture001.jpg Tam zamanında bulmuşum siteyi. Çabucak okudum ve bir sürü bilgi sahibi oldum. Okuduklarımla giriştim ekime. Hemen söylenenleri yaptım. Tohumları ıslattım, onlara yoğurt kabı buldum, torf ayarladım, bir santimetreyi ölçtüm, toprağa yerleştirdim tohumları ve üzerlerini güzelce örttüm. Tüm bu olayların oluş tarihi Şubat 2007. Yeni bir dünyaya girişin miladı.


Picture027.jpg Herşey güzeldide okuduklarımda tohumları ne kadar aralıkla dikeceğim konusunda bir bilgi bulamamıştım. Aslında sonradan farkettiğim bir olaydır bu. Tutumlu davrandım ve aldığım tohumların yarısını ekeyim istedim. Ne olur ne olmaz, beceremezsek tekrar deneriz. Aldıklarımın yarısın kullandım ve aşağıdaki şekilde tüm hıyar tohumlarını güzelce ektim.


Tutumlu olduğum yer sadece tohum değil, kabın yarısınada biber ektim. Devir hesap devri. (Herşey tecrübe)


Tohumlarda öyle alalale tohum değil Anadolu F1 özel tohum, hızlı büyüyen, sulu, sırık, çabuk mahsül veren.




Picture049.jpg Heyecanlıyız biran evvel hıyar yetiştireceğiz, heves ettik. Ekim bitti, okuduklarıma göre ekim sonrası üzerleri örtülmeli, arada bir fıskıye ile su verilmeli. Bütün alet edavet hazırlandı. Eskiden kullanılmış camsilin artık yeni bir görevi var. Yetiştireceğimiz hıyarlarda onunda payı olacak. Tüm sulamalar püskürtme yöntemiyle cam sil ile olacak. Ekim sonrası poşetten sera yaptık ve artık kendi yetiştirdiğimiz salatalıkları yiyebileceğiz.


Sebzecilik mesleğine giriş tarihi 19 Şubat 2007.


Evde Beyaz Şarap Yapımı

via IFTTT