25 Mart 2009 Çarşamba

Doktor kontrolünde

İki hafta önce Dr.Esra ve Dr.Hüseyin Kandulu çifti, tatillerinin bir bölümünü istanbul’da geçirmek üzere bize geldiler.

Gündüzleri gezildi, tozuldu, ee tabi yorgunluk oluyor. Akşamları yorgunluğu atmak lazım. Bir akşam sinema, diğer akşamlar ….

Genelde Oscar alan filmler belirli bir kesime hitap eder, sıkıcı olur, anlamak için çaba göstermek gerekir kanısını kıran bir film “Slamdunk Millionaire”. Açıkçası ön yargılı olarak gittiğimiz filmin içeriğini ve detaylarını bilmeden seyrettim.  Sonuç, etkileyici bir film. Konusu çok bildiğimiz, bir dönem bizide saran yarışma programı etrafında dönüyor ve içerik, olaylar, yaşananlar insanı etkiliyor. Kesinlikle görülmesi tavsiye edilir.

Haftaiçi ve sonu aktivitlerini bir arada değerlendirmek gerekirse. Özcan ve Tuğba’nında katılımıyla bir akşam kırmızı, başka bir akşam beyaz, diğer akşam kırmız et şeklinde geçen güzel dakikalar.

Beyaz ve Kırmızı Etlerin Ayrı Ayrı Görünümleri

Neticesinde, doktor kontrolünde 2 kilo aldık. İşin yoksa şimdi bunları vermek için uğraş dur.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Köpek sevgisi

Kardeşim (Atalay Karaman) geçen sene sonunda Husky (Sibirya Kurdu) cinsi bir köpeğe sahip oldu. İsmi Daisy.

Atalay’la birlikte apartman dairesinde büyüdüğümüzden, etrafımızda doğru düzgün hayvan hiç yoktu. Ben küçükken bahçeli bir evde oturmuşuz, annemle babamın bahçede tavukları, kedisi falan varmış ama apartmana taşınınca tabi hepsine veda edilmiş. Böyle olunca bildiğimiz köpekler, bizim için sokak köpeği, aman dikkat edelim, ısırırsa kuduz olursun korkularıyla öğretilmişti.

Geçen sene yavru iken gördüğüm Daisy ya bir karış yada iki karış büyüklüğündeydi. Böyle olunca insan rahat rahat sevebiliyor, onunla ilk temasını çok kolay yapabiliyorsun.

Husky cinsi köpeklerin dışarıdan bakınca en büyük özellikle tüylerinin yanında mas mavi gözleri. Yandaki resimdeki Daisy aslında 1-2 aylık ama bakışlarındaki dikliği görünce insan bunun büyüdüğü zaman sert mizaça sahip olacağını düşünüyor.

Atalay’ın bu köpeği almasından sonra fırsat bu fırsattır diyip çocuklarında köpek ile tanışmasını birşekilde onlarında hayvan sevgisini öğrenmesi, aslında köpek sevgisini öğrenmesini istedim.

İki hafta sonu Ozan ve Kaya’yı köpekle birlikte olabilmeleri için planladım. İlk gişimizde inanılmaz derecede bir şaşkınlık içinde gördümki, hayatlarında ilk defa bir köpekle oynayacak olan çocuklar sanki kırkıyıllık aile üyeleriymiş gibi Daisy ile oynuyorlar, onunla güreşiyorlardı.

Ozan ve Kaya’nın ilk gördüklerinde artık Daisy biraz büyümüştü. Yavaş yavaş oyunlar oynamaya başlıyordu. Özellike Ozan Daisy ile dışarıda koşuyor, üzerine ayaklarını uzatmasını, elini ısırmak için oyunlar yapmasına hiç korkmadan karşılık veriyordu. Daisy ve Kaya ise oyun oynamanın yanında farklı bir sevgi yumağı olmuşlardı. Daisy Kaya’yı nerede yakalasa yanaklarını ve boynunu yalıyordu. Sanki Kaya’nında ufak olduğunu anlamış ve onunla şakalaşıyordu.

Çocukların ilk temasının ardından 3-4 hafta geçmişti, tekrar gidip köpekle oynamak istiyorlardı, hava yağmurlu boşverin dememe rağmen ısrarla gitmek istediler. Kıramadım ve Bostancı sahiline gittik. Atalay Daisy’i getirdiğinde artık iyice büyümeye başlamış, sesi biraz daha gür çıkıyordu.

Ozan ve Kaya yaklaşık 2 saat kadar sahilde köpeği gezdirdiler, onunla oynadılar, onun kendileriyle oynamasına izin verdiler.

Köpek sevgisi inanılmaz farklı birşeymiş. Çocuklar ilk defa hayatlarında bir köpek ile birlikte oldular. Korkacaklarını dokunamayacaklarını düşünürken onlar yerlerde oynadılar, köpeğin onları yalamasına, üzerine ayakları ile çıkmasına izin verdiler.

Hayvan seven kişinin, insanı daha çok seveceğine inancım çok fazla. Çünkü bu canlılara yardım eden, onların daha iyi bir hayat sürmesi için çabalayan kişilerin, insanların faydasına yapılacak çalışmalarda daha aktif rol alacağı kesindir.

Çocuklarıma, bu sevgi ortamını oluşturacak fırsatları yaratmak için her türlü şartı zorlayacağım. (Atakan)

21 Aralık 2008 Pazar

Kriz bize teğet geçiyor

Devleti yöneten seçilmiş yöneticiler, kriz bizi vurmadı, teğet geçiyor, diyorlardı bundan bir iki ay öcesiden başlayarak bugünlere kadar ama şimdi vurdu ama az vurdu diye söylemlerde bulunuyorlar.

Bugün itibariyle pekçok kişi, gelecekle ilgili umutlarını gittikçe kaybetme ve elindekini avucundakini saklayıp tutumlu davranmaya çalışmaktadır. Sonuç, tabiki kısır döngü ama işi olmayanın para harcaması beklenemez. Önce karın doyacakki sonra hayat yaşanabilsin.

Hepimiz krizi farklı şekillerde hissediyoruz, anlıyoruz ve fark ediyoruz. Pekçok televizyon, gazete ve dergide konu hakkında bilgi veriliyor, şu kadar iş yeri kapandı, bu kadar kişi işsiz kaldı diye.

Krizin olduğunu tespit etmenin bir diğer yoluda gazetelerdeki iş ilanlarıdır. Hürriyet gazetesinin İnsan Kaynakları eki genelde 10-12  sayfa bol bol iş ilanlarıyla dolu olurdu. Bugünkü gazeteye baktığımda ise ilanlar varla yok arası bir durumda. Son iki aydır her hafta giderek azaldı. Zannedersem bir iki ay sonra insan kaynakları eki vermeyecekler yada iş arayanların ilanlarıyla çıkaracaklar.

Evet, kriz bize teğet geçiyor.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Etkileyici hayat, büyüleyici resimler

Pazar günü, 3o Kasım 2008 tarihinde Sabancı Müzesinde “İstanbul’da bir sürrealist: Salvador Dali” başlıklı sergiyi gezdik. Ne yazsam ne anlatsam öğrendiklerimi ve bende bıraktığı etkiyi anlatamam. 

Özellikle, kendisine deli sıfatı yakıştırılan ama bence çok zeki olup deliyi oynamış bir kişinin yaptığı resimleri, çizimleri görünce acayip şaşırıyor insan.

Bu sergi Ocak 2009’a kadar açık kalacak, kesinlikle ve kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir sergi. Fakat bu sergiyi gezerken muhakkak rehber eşliğinde gezilmesi lazım. Yoksa resimlere bakar bakar ne garip resimler dersiniz. Dali’nin hayatını öğrenip, resimleri yaparkenki ruh halini, yaşadıklarını, resimlerdeki objelerin ne olduğunu anlatan birisi olması lazım. Resime bakarken farklı şeyler görmek için farklı bakılması gerekiyor.

  Mesela yandaki resime bakınca arenanın ortasında kadın heykelleri görülmektedir. Biraz daha detaylı bakarsak sağdan ikinci heykelin ortasındaki gölgede bir matadorun burnu ve ağzı görülmektedir. Aynı heykelin altındaki yeşil kumaş matadorun kravatını, sağdaki heykelin üzerindeki kırmızı örtü ise matadorun omzundaki şalıdır. Resmin soltarafındaki beyaz üzerindeki noktalar ise matadorun sağ omzu ve giydiği kıyafetidir.

Eğer daha dikkatli bakarsanız yeşl kravatının sol tarafında bir boğa göreceksiniz ve su içmektedir. Sağ alt köşede kendisi (çocukluğu) sol üst köşede ise Gala bulunmaktadır.

Tabiki bu resmi rehber bize anlatmasaydı böyle birçıkarımı nasıl yapabilirdik, sanmıyorum anlayabilecektik. Bazı resimler varki yarım saat baksak farklı farklı şeyler göreceğiz. Her seferinde ağzımız açık hayretle seyredeceğiz.

Daha pekçok resim var ve anlatılanlara bakınca gerçekten Salvador Dali farklı bir hayat yaşamış ve büyüleyici resimler yapmış.

26 Ekim 2008 Pazar

İnternet Yasakları Niye ?

Youtube kapalı blogspot kapalı, ne kaldı geriye google'da kapatılsın, mesaj alıp verme siteleride kapatılsın. Oldu olacak internete erişim kapatılsınki kimse birşeye erişemesin. Kaçtane internet sitesi var, kaçına yetişebilir yüce adalet mekanizması. Mevcut sitelerin tamamına dava açılsa nasıl yetişecek bu sistem.

Acaba biliyormu bu şirketler kendi sitelerinin erişilemediğini. Peki onlar karşı dava açarsa ne olacak. Gelirlerimize engel oldular diye. Bilen varsa cevaplasın.

Benim yazılarım niye görünmüyor, niye bana yasak uygulanıyor. Bu davayı açan kişeye ben dava açsam şimdi nasıl olur.

Yazacak çok şey var, kızacak çok kişi var.

27 Mayıs 2008 Salı

1. Geleneksel İş Sistemleri Bowling Turnuvası

PIC_0489

Uzunca zamandır beklediğimiz Bowling turnuvasını cuma akşamı gerçekleştirdik. Toplamda 21 kişiydik. Biraz hızlı bir planlama ile gerçekleştirildi ama genede katılım sayısı güzeldi.

Bir oyun üzerinden yarışma yapıldı ve 3 grup halinde 7'şerli olarak oynadık. Her grupta ilk 3 ve sonraki 4 kendi içinde bir takım oldu ve en yüksek puanı alan hediyeleri götürdü. dört kişi olan grupta en yüksek puanı alan 3 kişinin değerleri toplama dahil edildi. (Burada hata yapmışız en yüksek değil en düşük üç kişiyi almalıyız, bidahaki sefere düzelteceğiz)

Kazanan ekip, Nurhan Yüz, Begüm Ataokay, Onur Cura, Recep Yılmaz. Ekipte en yüksek puanı Recep yaptığı için onun hediyesi diğerlerinden farklıydı. Kazanan ekiptekilere çok güzel bir mumluk hediye ettik, Recep'e resim çerçevesi.

Katılan herkese teşekkürler, katılamayan arkadaşlarımız için en yakın zamanda bir tane daha düzenleyip onların maharetlerinide göreceğiz.

Not: Hızlı bir planlama ile gerçekleştirildiği için şirketin tamamına duyuramadık. Bundan sonrakilerde daha organize olup daha kalabalık yarışacağız.

28 Mart 2008 Cuma

İnovasyon Treni

Günümüz rekabet şartların acımasız bir şekilde firmaları kıskacına almıştır. Kıskacın uzun ve sivri dişlerinden bir  tanesi maliyet, diğeri yeni/değişik ürün, bir diğeri servis yani müşteriyle buluşma noktalarıdır. Artık firmalar rahat koltuklarında oturamamaktadırlar. Ulusal rekabetin olmasının yanında artık globalleşen piyasa koşullarında yabancı oyuncularda resmin bir parçası olmakta, hatta büyük bir parçası olmaya doğru gitmektedirler.

Şirketler pek çok yerden gelen oklara karşı kalkanlarını kullanacaklar ve dayanabildikleri kadar gelen saldırılara dayanacaklardır. Bu savunma taktiği bir yere kadardır, dayanma gücü bir noktada tükenecek ve yok olmaya mahkum kalacaklardır. Oyundan çıkarken yenik olarak ayrılacaklardır. Kurtuluşun bir başka yolu daha vardır ve içinde bulunduğumuz dönemde, firmaların hemen hemen hepsinin konuştuğu, yapmak için çaba gösterdiği, sonuçlarını almaya başladığı yada aldığı bir yaklaşım, İNOVASYON.

Pek çok makalede, sohbette, kitapta inovasyonla ilgili örnekler verilmektedir ama bunlar hep aynı şeyler olarak karşımıza çıkmaktadır. 3M firmasının sarı kağıtları, Apple’ın çıkardığı ürünler. Acaba gerçekten inovasyon, örnekleri az olan yapılması, uygulanması, sonuçlarının alınması zor olan bir şey midir ? Niye daha fazla örnek verilmemektedir ? Yoksa firmalar inovasyon yapıyorlar da bizden mi gizliyorlar ?

Buradaki karmaşa, biz neye inovasyon diyeceğimizi tam olarak netleştirememizden kaynaklanmıştır. Mesela laser pointer özelliklerini kullanarak yapılan elektronik metre, pek çoğumuz için kabus olan 2 metrenin üzerindeki ölçümlerde kurtarıcı olmuştur.  Yeni bir buluş yada icat değildir, eldeki bir aracı bir başka şekilde kullanarak probleme çözüm üretilmiştir.

Düşününce sanki çok çabuk herkesin aklına benzer şeyler gelecekmiş gibi duruyor, bizde böyle şeyler düşünebiliriz yapabiliriz hissine kapılıyoruz. İşte inovasyon bu kadar basit diyoruz. Düşündük, bulduk, peki kim yapacak bunları, nasıl hayata geçirilecek, organizasyonu kim kuracak. İki sene sonra ürünü karşımızda görünce, elimize alınca, “inanmazsınız, ben bunu düşünmüştüm, adamlar yapmış” diyoruz.

İnovasyon çalışmaları başlı başına bir disiplindir. nasıl ki, proje yapma esnasında analiz, tasarım, gerçekleme, test ve kullanma gibi bölümler oluyorsa, inovasyon sürecinde de benzer çalışmaları farklı şekillerde ve içeriklerde yapmak gerekmektedir.

En önemli bölüm ve zaman gerektiren kısım,  inovasyon çalışmalarının şirketin hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunun tüm çalışanlar tarafından anlaşılması, dahada ötesi inovasyonun şirketin DNA’larına işlenmesi gerekmektedir. Şirkete her giren, işinin bir parçası olarak çalışmaların içinde yer alması lazımdır.  Çalışmalarda harcanan zamanın, emek ve iş gücü, şirketin geleceğinin inşasında kullanılan taşların üst üste dizilmesi , güzel bir bina oluşturulması için yapılmış faaliyetlerdir.

İnovasyon çalışmaları sonucunda bir ürün/hizmet farklılaştırılmış bir şekilde sunulduğunda ilk başta kazanç elde edilecektir ama buradaki süre maksimum altı aydır. Çünkü rakipler ya ürünü taklit edecekler yada değişik bir şekilde pazara farklı bir ürün olarak süreceklerdir. Bunun anlamı, bir defa için inovasyon çalışması yapılmaz, yaşamak için devam eden bir süreç halinde şirket var olduğu müddetçe gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bilgi teknolojileri bu çalışmaların neresinde yer almaktadır sorusuna cevap ararsak. Aslında işin başından sonuna kadar ayrılmaz bir parça olarak hemde büyük bir parça olarak durmaktadır.  Yapılan çalışmaların elektronik kayıt altına alınması, burada kullanılacak teknolojiler ve yazılımlar, süreç esnasında ortaya çıkan ürünlerin/fikirlerin içerik yönetiminde saklanması, tüm faaliyetlerin çalışanlara duyurulması için ihtiyaç duyulan yazılımlar vb.. pek çok alanda BT’siz işlerin yürütülmesi mümkün görünmemektedir. Demek oluyor ki inovasyon için sadece toplantı yapmak deftere bunları yazmak yeterli değil bunu uygun BT ile desteklemeniz gerekecektir.

İnovasyon yolculuğundaki süre uzundur, tren pek çok istasyonda duracaktır, kimileri bu trenden inecek, kimileri de yeni yolcu olarak bineceklerdir. Günün sonunda gitmekte olan trene el sallayan yolcu yakını değil, trenin içinde oturan yolcu olmamız lazım.

5 Mart 2008 Çarşamba

Bekle Turkiyem Kupa Geliyor

Dün akşam, vakit  geceyarısı geçmiş bugüne girilmiş, dün 21:45 ve bugün 00:30 arasını televizyon karşısında ellerimiz terleyerek, kimimiz penaltıları seyretmenin verdiği stresle, kimimizde olası bir kötü sonucu görmemek için televizyon karşısından ayrılarak geçirdik.

Sonuç, muhteşem.

Fenerbahçe gene güzel şeyler yaptı, yapmaya devam edeceğinin mesajını verdi.

Artık sırada çeyrek final var ve hedef engelleri tek tek aşmak. Umarım gösterilen çabanın neticesi, harcanan kuvvet ile birleşip, güzel sonuçlara ulaşır.

Bekle Turkiyem Kupa Geliyor

 

Dün akşam, vakit  geceyarısı geçmiş bugüne girilmiş, dün 21:45 ve bugün 00:30 arasını televizyon karşısında ellerimiz terleyerek, kimimiz penaltıları seyretmenin verdiği stresle, kimimizde olası bir kötü sonucu görmemek için televizyon karşısından ayrılarak geçirdik.

Sonuç, muhteşem.

Fenerbahçe gene güzel şeyler yaptı, yapmaya devam edeceğinin mesajını verdi.

Artık sırada çeyrek final var ve hedef engelleri tek tek aşmak. Umarım gösterilen çabanın neticesi, harcanan kuvvet ile birleşip, güzel sonuçlara ulaşır.

Not: Kasımpaşa sporun internet sitesinden alınmış resimdir. Gösterdiği destek için tüm Kasımpaşalılara teşekkürler.

17 Şubat 2008 Pazar

Nihayet geldi

Ha geldi ha gelecek derken üç ay geçti. Bahsettiğimiz "kar", evet İstanbul'da arada birde olsa görülen kar bu sabah itibariyle sadece çatılarda değil, yollarda ve arabaların üstünde mevcut. Üç beş tane kartopu yapılacak kalınlıkta kar var etrafta.

Karlı Bahçelievler Biz bekliyoruz kar yağsın, çocuklar kar görsün, kar baraj suları için faydalıdır diye öbür tarafta Türkiye'nin büyük bir bölümü üç aydır kar ile yatıp kar ile kalkıyor.

Dün akşam televizyonda haberlerde gösteriyordu, Muş'taki köye gidebilmek için kar araçları köy yolunu açıyorlar. 10 gün sürüyor yolun açılması. Yol açıldı diyelim eğer bi daha kar yağarsa herşey silbaştan, tekrar açmak için uğraşılıyor. Bu yıl belediye 4. defa yolu açıyormuş. Yol kapalıyken ne sağlık ne eğitim, iki en temel hizmetten marum kalıyor buradaki vatandaşlarımız.

İstanbul'da ise bizler aman kar yağsında görelim diye bekliyoruz. Kar yağıyor, ardından akşam haberlerde kaza yapan araçlar, yokuştan ayağı kayarak düşen insanları seyrederek yorum yapıyoruz.

Kar, bu sene kimimiz için beklenen, pekçok kişi için yeterli oldu zannedersem.

6 Şubat 2008 Çarşamba

Yurt dışı projesi zor mudur ?

Hizmet veren yada müşteri yanında çalışma yapan şirketler yaptıkları işleri genellikle proje kapsamında gerçekleştirmektedir. Bunların tamamı uluslararası kabul görmüş proje standartlarına ve kurallarına göre yapılmasa da sonuca varmak konusunda pek çok tecrübeyi içinde barındırmaktadır.

Türkiye’de proje yapmak zordur. Herkes bilir, çünkü projenin üç temel şartını (zaman, kalite, maliyet) takip etmekten sorumlu olan firma her zaman karşısında kendisiyle aynı amaca yönelmiş kişileri bulamamaktadır. Kimi zaman kapsam genişletilmeye çalışılmakta, kimi zaman proje süresi uzatılmaktadır, pek çok konu eklenebilir. Her durumda sonuç maliyetlere yansımaktadır. Hem hizmeti alan hemde hizmeti veren için sıkıntılı bir süreçtir.

Yurt dışında proje yapıldığı zaman karşılaşılan durum yurt içinde yaşananları kapsamakla birlikte biraz daha farklıdır. Yurt dışı projelerinin gerçekleştirilmesinde başka etkenlerde devreye girmektedir. Bunların en başında ülkedeki kişilerin çalışma kültürlerini görebiliriz.

Bizler projelerde çalışmayı gece geç saatlere kadar kalma, haftasonlarıda gelme, son dakikaya kadar yoğun bir tempoda çalışma olarak algılamaktayız. Yurt dışındaki projelerde sizinle birlikte çalışan yabancılar bu tarzda bir çalışmanın içinde yer almamaktadırlar. Akşam mesai bitiminde çıkmakta, hafta sonları sizlerle birlikte fazla mesai yapmamaktadırlar. Eğer zorla yapılması istenirse de çok kısa bir süre içinde işten ayrılmaktadırlar. Böyle olunca sizde projedeki anahtar kullanıcılarınızdan birini kaybetmiş oluyorsunuz. Çalışma saatleri konusunda çok hassas planlamalar yapılması lazım, proje süreleri oralardaki disipline göre revize edilmesi gerekmektedir.

Genellikle yurt dışı projelerde ortak dil İngilizce olarak seçilir. Ama şöyle bir gerçek vardır. Müşteri proje ekibinde yer alan kişilerin hepsi sizin beklediğiniz İngilizce seviyesinde olamamakta hatta İngilizce bilmemektedirler. Bu durum, ortaya çıkacak sonucun kalitesini direk etkilemektedir. Kesinlikle gidilen ülkenin dilini bilen kişilerin proje ekibinde yer alması, hizmet veren firmanın yaptığı çalışmanın sonuçlarına büyük katkılar sağlayacaktır. Müşteride projenin algılanmasını yüksek seviyeye çıkartacaktır.

Proje ekibinin yurt dışında kalacağı süreler çok önemlidir. Türkiye’de mevcut düzenini kurmuş kişileri uzunca bir süre başka bir coğrafyaya göndermek, farklı yemek türleri, farklı bir iklim, güvenlik sorunları, kimi zaman iyi kimi zaman orta kalite yada ortanın altı otellerde kalmak, zaten zor olan bir proje yapma işini dahada zorlaştırmaktadır. Yukarıda bahsedilen tüm fiziksel zorluklarıda eklediğimizde proje ekiplerinin en fazla 3 haftada çalıştıktan sonra ara vermesi Türkiye’ye gelerek dinlenmelerini sağlamalamak gerekmektedir. Aksi taktirde motivasyon problemleri ortaya çıkmakta, iletişimi direk etkilemekte ve projeye yansımaktadır.

Projenin kapsamında ülke yasal mevzuatına yönelik çalışmalar söz konusu ise, kesinlikle ekibin içerisinde lokal yetkililerin yer alması sağlanmalıdır. Bunun için müşterinin sağlayacağı destek alınmalı yada proje başlamadan ilgili ülkede kaynağın temini konusunda çalışma yapılmalı ve ekibe dahil edilmelidir. Çünkü projedeki diğer süreçler ve iş yapma usulleri çok büyük bir oranda şirket kararları neticesinde şekillenmektedir ama finansal yapı değiştirilemez ve uyulması gereken kuralları barındırmaktadır.

Kısaca, yurt dışı projeler sadece işin yapılması konusunda çabayı kapsamanın yanında ekipte işi yapacak kişilerle ilgili organizasyonları farklı boyutlarda ele almayı gerektirmektedir. Başarıyla tamamlanan projeler, işin moral tarafındaki yapıları güzel işleten yönetimlerle olmaktadır.

Evde Beyaz Şarap Yapımı

via IFTTT