16 Haziran 2009 Salı

Azmin Zaferi

Okullarda yılsonu gelince bi dünya aktivite olur. Öğretmenler çocuklar için müsamereler düzenler, yarışlar yapılır, gösteriler yapılır. Tüm bunlar zor geçen bir yılın sonunda stres atmak, çocukların bir nebze olsun ders dışında yürüttüğü faaliyetlerini ailelerine gösterme fırsatı verir.

Bunlardan bir tanesini biz bu hafta içerisindeyaşadık. Kaya’nın yıl içinde aldığı yüzme dersleri sonunda, tüm çocukların yüze bildiğini göstermek biraz olsun onlarada heyecan katmak için yarış düzenlendi.

Okul yüzme havuzundaki yarışta, Kaya’nın başlama atlayışına bakınca sonucun nasıl olacağını tahmin etmek zor değil. Burada en çok dikkat edilmesi ve takdir edilmesi gereken, başladığı işi bitirmek için tüm çabasını ortaya koyan Kaya’nın gösterdiği azim.

Sonuçta madalyayı hak etti oğlum. Aferin sana Kaya, seninle gurur duyuyorum.

Kaya Karaman Yüzme 2009 İStek from Atakan Karaman on Vimeo.

Kaya Karaman Yüzme 2009 İStek from Atakan Karaman on Vimeo.

Kaya Karaman Yüzme 2009 İStek from Atakan Karaman on Vimeo.

Ozan’ın yılsonu konseri.

Ozan iki yıldır Ataköy’de İTÜ İspirtohanedeki konservatuarda piyano dersi alıyor.

Ozan’ın piyano öğrenmesi konusunda bizim herhangi bir talebimiz olmamıştı ama okuldaki müzik öğretmeni org derslerindeki durumuna bakarak bizi piyano dersi almaya yönlendirdi. Neticesinde İTÜ’ye kayıt yaptırdık.

Şimdi evde kocaman bir piyano var ve Ozan’dan başka çalan olmadığı için az kullanılıyor. Sırada Kaya var ve mecburen ona da piyano çalmayı öğretmemiz gerekiyor.

Okulda okuyan piyano öğrencileri her sene sonunda yılsonu konseri veriyorlar. İlk yıl Ozan konsere çıktığında biraz heyecanlıydı ama bu sene daha rahat hissediyordu kendini. Aslında rahatlığı, birazda bizim sıkıştırmamızla son hafta şarkıya çalışması neticesinde oldu.

Toplamda 40’a yakın öğrenci vardı ve tüm öğrenciler birer parça çalarak konseri tamamladılar. Kimisi yeni başladığı için küçük parça, kimisi yılların verdiği çalışma sonucunda epey uzun parçalar çaldı. Ozan daha yeni başlayan grupta olduğu için girişin üstü seviyesinde bir parça çaldı bizlere.

Anne babalar, çocuklarının yaptıklarını/başardıklarını gördükçe göğsü kabarıyor, mutluluktan uçuyor. Piyanonun karşısında Özlem koltuğuna oturmuş gururla oğlunu seyrediyor.

Ozan Karaman okul yılsonu konseri 2009 from Atakan Karaman on Vimeo.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Özel Sigortalarınızı çok dikkatli inceleyin

2002 yılında bir arkadaşımın tavsiyesiyle hayat sigortası ve biriktiren hesaplı bir sigorta yaptırdım.

Aslında o güne kadar bu sisteme çok fazla inanmıyordum ama çocuğum olduktan sonra birazda sorumluluk duygusuyla sisteme girdim.

Sistemde en başta belirtilen bir kaç kural vardı, aylık dolar bazında birikim yapılıyor, belirli bir yıldan önce çıkmayacaktım. Zaten uzun dönemli düşündüğüm için en az 15 yıl sonrasını planlayarak sisteme girdim. Tabii o dönemde çıkmayı çok fazla düşünmüyordum.

Sonrasında Kaya doğdu, bu sefer onunla birlikte ikinci biriktiren hesaba giriş yaptım. Bunun kapsamıda, ilkindeki gibi hem biriktiren hemde hayat sigortası içeriyordu.

Aylık kredi kartından paralar çekiliyor, 2-3 yılda bir temsilci beni görmeye geliyordu. Aslında bu ziyaretler tamamıyla yeni sigortalar satmaya yönelikti. İyiki ziyaretlerde ilgili kişilere kanmayıp başka sigortalar yaptırmamışım.

Gel zaman git zaman yıllar su gibi akıp gitti ve hesapta biriken paraya ihtiyacım oldu. Avivasa'yı aradım. Burada biriken paraları kullanmak istiyorum ve bir dönem ödeme yapamayacağım için beklemeye geçmek istiyorum dedim. Çünkü başta böyle söylenmişti. İstersem ara verebiliyordum

Telefonda aldığım cevap, İçerideki paranın ancak belirli bir yüzdesini çekebiliyorum. %16 eksiğini verebileceklerini ama bekletmenin olamayacağını, olursada ödemeye başladığınız dönemde aradaki farkı sizden isteriz dediler.

Haydaa, nasıl olur ben birikimdeki parayı kullanmak istiyorum, yok hepsini kullanamazsın diyorlar. Bende o zaman çıkacağım bana paramı verin dedim. Esas şok geliyor. Cevap: Size paranın tamamını veremiyoruz ancak %15 eksiğini alabilirsiniz. Niye ? Stopaj kesiyoruz. Hayat sigortalarında kesilir. Kardeşim bana girerken böyle birşey söylemedinizki, 3 yılın sonunda istediğiniz zaman çıkabilirsiniz dendi. Beni kandırdınız, bilseydim girmezdim, gibi bi dünya laf söyledim. Ama telefondaki kız, zannedersem benzer çok fazla tecrübe yaşamışki hep aynı cevap ile bana karşılık verdi. Yasada varmış, baştan beri böyleymiş, biliyor olmalıymışım vb... bi dünya bahane. Bana getirilen öneride şu, şimdi %84 para çekin, ödemeye devam edin, 10. yılınızı doldurunca tüm parayı çekersiniz. O zamanki stopaj %10. Kerizdik dimi. Her halikarda zarar edeceğiz.

Sonuçta ne oldu, her iki birikimimide sigorta şirketinden çektim. Devlete %15 stopajımı ödedim ve çıktım. Bireysel emeklilik hesabım var, onuda değiştireceğim, başka bir şirkete geçireceğim. Burada biriktirdiğim paraları bankaya yatırsaydım eminimki daha fazla hesapta biriken meblağ olacaktı. Çekerkende kimse stopaj istemeyecekti.

Şunu öğrendim, sizinle görüşmeye gelen sigortacılar sizlere doğru şeyleri söylüyorlar ama çoğunlukla eksik yada en önemli şeyi söylemiyor olabilirler. Bizim gibi birikim yapmak için uğraşanlar ise detaylara çok fazla bakmadıkları için mağdur oluyorlar.

Siz siz olun, bireysel emeklilik hariç her türlü sigortanızın çıkışında nelerle karşılaşacağınızı baştan konuşun,bilgi sahibi olun.

25 Mart 2009 Çarşamba

Doktor kontrolünde

İki hafta önce Dr.Esra ve Dr.Hüseyin Kandulu çifti, tatillerinin bir bölümünü istanbul’da geçirmek üzere bize geldiler.

Gündüzleri gezildi, tozuldu, ee tabi yorgunluk oluyor. Akşamları yorgunluğu atmak lazım. Bir akşam sinema, diğer akşamlar ….

Genelde Oscar alan filmler belirli bir kesime hitap eder, sıkıcı olur, anlamak için çaba göstermek gerekir kanısını kıran bir film “Slamdunk Millionaire”. Açıkçası ön yargılı olarak gittiğimiz filmin içeriğini ve detaylarını bilmeden seyrettim.  Sonuç, etkileyici bir film. Konusu çok bildiğimiz, bir dönem bizide saran yarışma programı etrafında dönüyor ve içerik, olaylar, yaşananlar insanı etkiliyor. Kesinlikle görülmesi tavsiye edilir.

Haftaiçi ve sonu aktivitlerini bir arada değerlendirmek gerekirse. Özcan ve Tuğba’nında katılımıyla bir akşam kırmızı, başka bir akşam beyaz, diğer akşam kırmız et şeklinde geçen güzel dakikalar.

Beyaz ve Kırmızı Etlerin Ayrı Ayrı Görünümleri

Neticesinde, doktor kontrolünde 2 kilo aldık. İşin yoksa şimdi bunları vermek için uğraş dur.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Köpek sevgisi

Kardeşim (Atalay Karaman) geçen sene sonunda Husky (Sibirya Kurdu) cinsi bir köpeğe sahip oldu. İsmi Daisy.

Atalay’la birlikte apartman dairesinde büyüdüğümüzden, etrafımızda doğru düzgün hayvan hiç yoktu. Ben küçükken bahçeli bir evde oturmuşuz, annemle babamın bahçede tavukları, kedisi falan varmış ama apartmana taşınınca tabi hepsine veda edilmiş. Böyle olunca bildiğimiz köpekler, bizim için sokak köpeği, aman dikkat edelim, ısırırsa kuduz olursun korkularıyla öğretilmişti.

Geçen sene yavru iken gördüğüm Daisy ya bir karış yada iki karış büyüklüğündeydi. Böyle olunca insan rahat rahat sevebiliyor, onunla ilk temasını çok kolay yapabiliyorsun.

Husky cinsi köpeklerin dışarıdan bakınca en büyük özellikle tüylerinin yanında mas mavi gözleri. Yandaki resimdeki Daisy aslında 1-2 aylık ama bakışlarındaki dikliği görünce insan bunun büyüdüğü zaman sert mizaça sahip olacağını düşünüyor.

Atalay’ın bu köpeği almasından sonra fırsat bu fırsattır diyip çocuklarında köpek ile tanışmasını birşekilde onlarında hayvan sevgisini öğrenmesi, aslında köpek sevgisini öğrenmesini istedim.

İki hafta sonu Ozan ve Kaya’yı köpekle birlikte olabilmeleri için planladım. İlk gişimizde inanılmaz derecede bir şaşkınlık içinde gördümki, hayatlarında ilk defa bir köpekle oynayacak olan çocuklar sanki kırkıyıllık aile üyeleriymiş gibi Daisy ile oynuyorlar, onunla güreşiyorlardı.

Ozan ve Kaya’nın ilk gördüklerinde artık Daisy biraz büyümüştü. Yavaş yavaş oyunlar oynamaya başlıyordu. Özellike Ozan Daisy ile dışarıda koşuyor, üzerine ayaklarını uzatmasını, elini ısırmak için oyunlar yapmasına hiç korkmadan karşılık veriyordu. Daisy ve Kaya ise oyun oynamanın yanında farklı bir sevgi yumağı olmuşlardı. Daisy Kaya’yı nerede yakalasa yanaklarını ve boynunu yalıyordu. Sanki Kaya’nında ufak olduğunu anlamış ve onunla şakalaşıyordu.

Çocukların ilk temasının ardından 3-4 hafta geçmişti, tekrar gidip köpekle oynamak istiyorlardı, hava yağmurlu boşverin dememe rağmen ısrarla gitmek istediler. Kıramadım ve Bostancı sahiline gittik. Atalay Daisy’i getirdiğinde artık iyice büyümeye başlamış, sesi biraz daha gür çıkıyordu.

Ozan ve Kaya yaklaşık 2 saat kadar sahilde köpeği gezdirdiler, onunla oynadılar, onun kendileriyle oynamasına izin verdiler.

Köpek sevgisi inanılmaz farklı birşeymiş. Çocuklar ilk defa hayatlarında bir köpek ile birlikte oldular. Korkacaklarını dokunamayacaklarını düşünürken onlar yerlerde oynadılar, köpeğin onları yalamasına, üzerine ayakları ile çıkmasına izin verdiler.

Hayvan seven kişinin, insanı daha çok seveceğine inancım çok fazla. Çünkü bu canlılara yardım eden, onların daha iyi bir hayat sürmesi için çabalayan kişilerin, insanların faydasına yapılacak çalışmalarda daha aktif rol alacağı kesindir.

Çocuklarıma, bu sevgi ortamını oluşturacak fırsatları yaratmak için her türlü şartı zorlayacağım. (Atakan)

21 Aralık 2008 Pazar

Kriz bize teğet geçiyor

Devleti yöneten seçilmiş yöneticiler, kriz bizi vurmadı, teğet geçiyor, diyorlardı bundan bir iki ay öcesiden başlayarak bugünlere kadar ama şimdi vurdu ama az vurdu diye söylemlerde bulunuyorlar.

Bugün itibariyle pekçok kişi, gelecekle ilgili umutlarını gittikçe kaybetme ve elindekini avucundakini saklayıp tutumlu davranmaya çalışmaktadır. Sonuç, tabiki kısır döngü ama işi olmayanın para harcaması beklenemez. Önce karın doyacakki sonra hayat yaşanabilsin.

Hepimiz krizi farklı şekillerde hissediyoruz, anlıyoruz ve fark ediyoruz. Pekçok televizyon, gazete ve dergide konu hakkında bilgi veriliyor, şu kadar iş yeri kapandı, bu kadar kişi işsiz kaldı diye.

Krizin olduğunu tespit etmenin bir diğer yoluda gazetelerdeki iş ilanlarıdır. Hürriyet gazetesinin İnsan Kaynakları eki genelde 10-12  sayfa bol bol iş ilanlarıyla dolu olurdu. Bugünkü gazeteye baktığımda ise ilanlar varla yok arası bir durumda. Son iki aydır her hafta giderek azaldı. Zannedersem bir iki ay sonra insan kaynakları eki vermeyecekler yada iş arayanların ilanlarıyla çıkaracaklar.

Evet, kriz bize teğet geçiyor.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Etkileyici hayat, büyüleyici resimler

Pazar günü, 3o Kasım 2008 tarihinde Sabancı Müzesinde “İstanbul’da bir sürrealist: Salvador Dali” başlıklı sergiyi gezdik. Ne yazsam ne anlatsam öğrendiklerimi ve bende bıraktığı etkiyi anlatamam. 

Özellikle, kendisine deli sıfatı yakıştırılan ama bence çok zeki olup deliyi oynamış bir kişinin yaptığı resimleri, çizimleri görünce acayip şaşırıyor insan.

Bu sergi Ocak 2009’a kadar açık kalacak, kesinlikle ve kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir sergi. Fakat bu sergiyi gezerken muhakkak rehber eşliğinde gezilmesi lazım. Yoksa resimlere bakar bakar ne garip resimler dersiniz. Dali’nin hayatını öğrenip, resimleri yaparkenki ruh halini, yaşadıklarını, resimlerdeki objelerin ne olduğunu anlatan birisi olması lazım. Resime bakarken farklı şeyler görmek için farklı bakılması gerekiyor.

  Mesela yandaki resime bakınca arenanın ortasında kadın heykelleri görülmektedir. Biraz daha detaylı bakarsak sağdan ikinci heykelin ortasındaki gölgede bir matadorun burnu ve ağzı görülmektedir. Aynı heykelin altındaki yeşil kumaş matadorun kravatını, sağdaki heykelin üzerindeki kırmızı örtü ise matadorun omzundaki şalıdır. Resmin soltarafındaki beyaz üzerindeki noktalar ise matadorun sağ omzu ve giydiği kıyafetidir.

Eğer daha dikkatli bakarsanız yeşl kravatının sol tarafında bir boğa göreceksiniz ve su içmektedir. Sağ alt köşede kendisi (çocukluğu) sol üst köşede ise Gala bulunmaktadır.

Tabiki bu resmi rehber bize anlatmasaydı böyle birçıkarımı nasıl yapabilirdik, sanmıyorum anlayabilecektik. Bazı resimler varki yarım saat baksak farklı farklı şeyler göreceğiz. Her seferinde ağzımız açık hayretle seyredeceğiz.

Daha pekçok resim var ve anlatılanlara bakınca gerçekten Salvador Dali farklı bir hayat yaşamış ve büyüleyici resimler yapmış.

26 Ekim 2008 Pazar

İnternet Yasakları Niye ?

Youtube kapalı blogspot kapalı, ne kaldı geriye google'da kapatılsın, mesaj alıp verme siteleride kapatılsın. Oldu olacak internete erişim kapatılsınki kimse birşeye erişemesin. Kaçtane internet sitesi var, kaçına yetişebilir yüce adalet mekanizması. Mevcut sitelerin tamamına dava açılsa nasıl yetişecek bu sistem.

Acaba biliyormu bu şirketler kendi sitelerinin erişilemediğini. Peki onlar karşı dava açarsa ne olacak. Gelirlerimize engel oldular diye. Bilen varsa cevaplasın.

Benim yazılarım niye görünmüyor, niye bana yasak uygulanıyor. Bu davayı açan kişeye ben dava açsam şimdi nasıl olur.

Yazacak çok şey var, kızacak çok kişi var.

27 Mayıs 2008 Salı

1. Geleneksel İş Sistemleri Bowling Turnuvası

PIC_0489

Uzunca zamandır beklediğimiz Bowling turnuvasını cuma akşamı gerçekleştirdik. Toplamda 21 kişiydik. Biraz hızlı bir planlama ile gerçekleştirildi ama genede katılım sayısı güzeldi.

Bir oyun üzerinden yarışma yapıldı ve 3 grup halinde 7'şerli olarak oynadık. Her grupta ilk 3 ve sonraki 4 kendi içinde bir takım oldu ve en yüksek puanı alan hediyeleri götürdü. dört kişi olan grupta en yüksek puanı alan 3 kişinin değerleri toplama dahil edildi. (Burada hata yapmışız en yüksek değil en düşük üç kişiyi almalıyız, bidahaki sefere düzelteceğiz)

Kazanan ekip, Nurhan Yüz, Begüm Ataokay, Onur Cura, Recep Yılmaz. Ekipte en yüksek puanı Recep yaptığı için onun hediyesi diğerlerinden farklıydı. Kazanan ekiptekilere çok güzel bir mumluk hediye ettik, Recep'e resim çerçevesi.

Katılan herkese teşekkürler, katılamayan arkadaşlarımız için en yakın zamanda bir tane daha düzenleyip onların maharetlerinide göreceğiz.

Not: Hızlı bir planlama ile gerçekleştirildiği için şirketin tamamına duyuramadık. Bundan sonrakilerde daha organize olup daha kalabalık yarışacağız.

28 Mart 2008 Cuma

İnovasyon Treni

Günümüz rekabet şartların acımasız bir şekilde firmaları kıskacına almıştır. Kıskacın uzun ve sivri dişlerinden bir  tanesi maliyet, diğeri yeni/değişik ürün, bir diğeri servis yani müşteriyle buluşma noktalarıdır. Artık firmalar rahat koltuklarında oturamamaktadırlar. Ulusal rekabetin olmasının yanında artık globalleşen piyasa koşullarında yabancı oyuncularda resmin bir parçası olmakta, hatta büyük bir parçası olmaya doğru gitmektedirler.

Şirketler pek çok yerden gelen oklara karşı kalkanlarını kullanacaklar ve dayanabildikleri kadar gelen saldırılara dayanacaklardır. Bu savunma taktiği bir yere kadardır, dayanma gücü bir noktada tükenecek ve yok olmaya mahkum kalacaklardır. Oyundan çıkarken yenik olarak ayrılacaklardır. Kurtuluşun bir başka yolu daha vardır ve içinde bulunduğumuz dönemde, firmaların hemen hemen hepsinin konuştuğu, yapmak için çaba gösterdiği, sonuçlarını almaya başladığı yada aldığı bir yaklaşım, İNOVASYON.

Pek çok makalede, sohbette, kitapta inovasyonla ilgili örnekler verilmektedir ama bunlar hep aynı şeyler olarak karşımıza çıkmaktadır. 3M firmasının sarı kağıtları, Apple’ın çıkardığı ürünler. Acaba gerçekten inovasyon, örnekleri az olan yapılması, uygulanması, sonuçlarının alınması zor olan bir şey midir ? Niye daha fazla örnek verilmemektedir ? Yoksa firmalar inovasyon yapıyorlar da bizden mi gizliyorlar ?

Buradaki karmaşa, biz neye inovasyon diyeceğimizi tam olarak netleştirememizden kaynaklanmıştır. Mesela laser pointer özelliklerini kullanarak yapılan elektronik metre, pek çoğumuz için kabus olan 2 metrenin üzerindeki ölçümlerde kurtarıcı olmuştur.  Yeni bir buluş yada icat değildir, eldeki bir aracı bir başka şekilde kullanarak probleme çözüm üretilmiştir.

Düşününce sanki çok çabuk herkesin aklına benzer şeyler gelecekmiş gibi duruyor, bizde böyle şeyler düşünebiliriz yapabiliriz hissine kapılıyoruz. İşte inovasyon bu kadar basit diyoruz. Düşündük, bulduk, peki kim yapacak bunları, nasıl hayata geçirilecek, organizasyonu kim kuracak. İki sene sonra ürünü karşımızda görünce, elimize alınca, “inanmazsınız, ben bunu düşünmüştüm, adamlar yapmış” diyoruz.

İnovasyon çalışmaları başlı başına bir disiplindir. nasıl ki, proje yapma esnasında analiz, tasarım, gerçekleme, test ve kullanma gibi bölümler oluyorsa, inovasyon sürecinde de benzer çalışmaları farklı şekillerde ve içeriklerde yapmak gerekmektedir.

En önemli bölüm ve zaman gerektiren kısım,  inovasyon çalışmalarının şirketin hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunun tüm çalışanlar tarafından anlaşılması, dahada ötesi inovasyonun şirketin DNA’larına işlenmesi gerekmektedir. Şirkete her giren, işinin bir parçası olarak çalışmaların içinde yer alması lazımdır.  Çalışmalarda harcanan zamanın, emek ve iş gücü, şirketin geleceğinin inşasında kullanılan taşların üst üste dizilmesi , güzel bir bina oluşturulması için yapılmış faaliyetlerdir.

İnovasyon çalışmaları sonucunda bir ürün/hizmet farklılaştırılmış bir şekilde sunulduğunda ilk başta kazanç elde edilecektir ama buradaki süre maksimum altı aydır. Çünkü rakipler ya ürünü taklit edecekler yada değişik bir şekilde pazara farklı bir ürün olarak süreceklerdir. Bunun anlamı, bir defa için inovasyon çalışması yapılmaz, yaşamak için devam eden bir süreç halinde şirket var olduğu müddetçe gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bilgi teknolojileri bu çalışmaların neresinde yer almaktadır sorusuna cevap ararsak. Aslında işin başından sonuna kadar ayrılmaz bir parça olarak hemde büyük bir parça olarak durmaktadır.  Yapılan çalışmaların elektronik kayıt altına alınması, burada kullanılacak teknolojiler ve yazılımlar, süreç esnasında ortaya çıkan ürünlerin/fikirlerin içerik yönetiminde saklanması, tüm faaliyetlerin çalışanlara duyurulması için ihtiyaç duyulan yazılımlar vb.. pek çok alanda BT’siz işlerin yürütülmesi mümkün görünmemektedir. Demek oluyor ki inovasyon için sadece toplantı yapmak deftere bunları yazmak yeterli değil bunu uygun BT ile desteklemeniz gerekecektir.

İnovasyon yolculuğundaki süre uzundur, tren pek çok istasyonda duracaktır, kimileri bu trenden inecek, kimileri de yeni yolcu olarak bineceklerdir. Günün sonunda gitmekte olan trene el sallayan yolcu yakını değil, trenin içinde oturan yolcu olmamız lazım.

5 Mart 2008 Çarşamba

Bekle Turkiyem Kupa Geliyor

Dün akşam, vakit  geceyarısı geçmiş bugüne girilmiş, dün 21:45 ve bugün 00:30 arasını televizyon karşısında ellerimiz terleyerek, kimimiz penaltıları seyretmenin verdiği stresle, kimimizde olası bir kötü sonucu görmemek için televizyon karşısından ayrılarak geçirdik.

Sonuç, muhteşem.

Fenerbahçe gene güzel şeyler yaptı, yapmaya devam edeceğinin mesajını verdi.

Artık sırada çeyrek final var ve hedef engelleri tek tek aşmak. Umarım gösterilen çabanın neticesi, harcanan kuvvet ile birleşip, güzel sonuçlara ulaşır.

Evde Beyaz Şarap Yapımı

via IFTTT